Kar ve İstanbul’unu okudum ve sunu söyleyebilirim: Pamuk samimiyeti konusunda ikna edemiyor.
Anlamıyor anlıyormuş gibi yapıyor, bilmiyor ama düşünüyormuş gibi yapıyor. Bunları zengin bir tekniği kullanarak ama onları gizlemeden yapıyor. Bakın nasıl da yazıyorum diye bu kadar bağırılır mı? Biz Pamuk’un annesi değiliz ki, “ben yazar olucam” diye bize çıkışabilsin (bkz. İstanbul son sayfa).
Ayrıca Pamuk Avrupalı okuyucuya hitap eden ticari bir tekniği benimseyerek Türkiyedeki okuyucusunu kaybediyor.
İnsan, bu kadar çalışkan ve yetenekli biri, yazarlığa değil de, sadece yazmaya kafayı taksaydı, daha iyi olurdu diye düşünmeden edemiyor.
Bir süre sonra Pamuk’un kitapları kitapçılarda edebiyat bölümüne değil de, Türkiye ile ilgili tanıtım kitaplarının yanına konulacak.
yazık ki ne yazık…
Bu aralar “zinde kuvvet” lafını biraz sıkça kullanır oldum, düşününce biraz anlamlı da geldi. Aslında bununla demek istediğim “politik toplum”dan başka bir sey değil. Bilindiği gibi zinde kuvvet lafı 1960’ların siyasal jargonundan kalma. Belki geçmişi de vardır ama politikada etkili kesimleri, somut olarak da 60’ların Türkiyesinde ordu, gençlik, aydınlar ve belki o zaman için işçi sınıfının bir kesimini de ifade ediyor. Şimdi kimler bu zinde kuvvetler? Neyse… bu soru bi yana, siyaseti böyle düşünmek demokrasi dediğimiz şey her ne ise onun yarattığı bir ilüzyondan kurtarıyor bizi. Bu ilüzyon şudur: Her birey, belli bir toprağın üzerinde yaşamak yani varolmak nedeniyle otomatik olarak politik kabul edilir ve genel oy hakkı bu varsayımın en somut halidir. Elbette bireylerin politika yapma hakları bir sürü yasa ile mümkün kılınır ama bunun en çok göründüğü an elbette seçimlerdir. Bu esasında güçlü bir ilüzyondur çünkü, bir kere o ülkede yaşayan bir ...
Yorumlar