ey yolcu!!

ufak tefek şeyler
de olsa bu aşağıdakiler
bir güvercin yuvasına
bırakılmayı hakederler

31 Temmuz 2011 Pazar

'yargi meselesi hallondu': Hakim beyden yarginin arkeolojisi

Orhan Gazi Ertekin’in kitabinin basligi bu. HSYK secimlerini odak aliyor ama daha genel olarak yargidaki iktidar degisimini analiz ediyor. Ertekin Demokrat Yargi Dernegi’nin eski esbaskani (Osman Can’la beraber) ve yeni baskani. Referandumda “yetmez ama evet”, dedi. Beypazari hakimi. Bunun otesinde ve bundan daha onemli olarak hakim bey olaylarin gobeginden bildiriyor.


Bence iyi bir politik analiz icin (Lenin’in degisiyle ‘somut durumun somut analizi’) uc sey gerekir:


a. aktorlere, onlarin konumlanislarina ve hareket alanlarina dair guncel bilgi.


b. aktorlerin olasi davranislari, egilimleri, yonleri vs. uzerine derinlemesine bir kavrayis. 


c. ve butun bunlarin anlasilabilmesi icin gerekli bir kuramsal cerceve, ki bu hikayenin catisini olusturuyor. Tabii, bunun icin biraz tarih bilgisi ve anlayisi sart. 


Ertekinin kitabi bu uc acidan da ziyadesiyle basarili. Kafa aciyor.


"Bizim" yani siyaseti egitimini solun icinde almis insanlar icin ekstra faydali oldugunu soylemek de mumkun: Cunku sol hep iktidar uzerine dusunur, ama iktidari bilmez. Iktidara uzak oldugu olcude onu fetislestirir de. Siyaset solcular icin giderek buyuk olcude kendi varligi uzerine dusunme eylemine daralir. Solun kurumlar, insanlar, gruplar, butun bunlarin ne yapmak isteyip istemediklerine dait gorusleri illuzyonlarin, kanaatlerin, izlenimlerin, korkularin, tepkilerin otesine zar zor gecer. Boylelikle ustelik Marx, ve Lenin gibi bu isin kitabini yazmis adamlarin takipcilerinin politikayi anlama cabalari yuzeysel kategorizasyonlarin, tarihsel kimi referanslarin otesine ancak sansa gecebilir. Elbet ornekleri vardir, ancak solun geneli acisindan kanaatimce vasat budur. 


Ertekin burada yarginin/iktidarin arkeolojisini yapiyor, ve boylelikle biraz olsun siyaset/iktidar somut elle tutulur birsey haline geliyor. 


Kitap bugun Turkiye’de olup bitenleri anlamak isteyenler icin olmazsa olmaz. Beypazari hakiminin eline saglik. 

26 Temmuz 2011 Salı

artik biri bi “ogretmen cocugu” romani yazsa ya! nobel almazsa da cok satacagi muhakkak…

24 Temmuz 2011 Pazar

Siyaset yapacak olana kadro önerisi

Siyasette birşeyler yapacaksınız ya da yapmaya mı niyetlisiniz? O vakit bir kadroya ihtiyacınız olacak.


Bu durumda size önerim tarihçileri ve siyaset bilimcileri asla dikkate almayınız. İhtiyacınız olan öncelikle sağlam bir iki ideologtur, ki bu size ihtiyacınız olan ve muhtemelen damarlarınızda eksik olan enerjiyi ve heyecanı verecektir. Gaza gelmek ve getirmek hayatta bir şeyler yapmak için olmazsa olmazdır. Tarihçiler muhtemelen ihtiyacınız olan hiçbir şeyi söylemeyeceklerdir. Çünkü onların yöntemleri doğal olarak ya çok kısa ya da çok uzun dönemli eğilimlere -at best- odaklanmıştır. Bırakınız kendi bahçelerinde oynasınlar…


Siyaset bilimcilere gelince onlara ne sizin ne de başkalarının ihtiyacı vardır ve de olacaktır. Zaten adam olacak çocuk siyaset üzerine düşüneceğine gider adam gibi siyaset yapar. İlle de ısrar ederseniz, gidin yaşını başını almış içgörüleri kuvvetli bir siyasetçi bulun onun hikayelerini dinleyin, ki daha öğretici olacaktır.


Ama size ideolog yetmez, çünkü lafla peynir gemisi yürümez. Esaslı aksiyon adamlarına, homo faber’lere ihtiyacınız var. Efficiency bakımından bu kritik. Laf degil iş yapan, olmazı olur eden adam candır, nefes aldırır. Hem böylesi adamlarla arada rakı içmek de keyiflidir. Nitekim siyaset özünde tekrara dayanan ve iç bayıcı bir iştir. Bir iki tane sırtınını dayayacağınız comrade çok iş görür.


İdeologlar, pratisyenler… Yeter mi? Elbette hayır. Size lazım olan iki kişi daha var. Görünmeyeni sadece sezgi ile göremezsiniz. İki analist, yani bir sosyolog ve bir de ekonomist, iyi bir ekip oluşturur. Ama bunların birlikte çalışması lazım ki onları dar kafalı olmayanlardan seçmelisiniz. Öyle sosyologlar vardır ki, iki çift laf ettirmezler, hemen homofobik, cinsiyetçi, şu bu olursunuz. Onlarla hayat geçmez. Aynı şekilde ekonomistlerin ekseriyeti burnunun ucunu göremez, lakin iyisi de iyidir. Intuition’i kuvvetli bir ekonomist kafa açar. Gereksiz sorularla vakit kaybının önüne geçer.


Evet, buraya kadar süper. Ve fakat kadro tamam degil. Nerde vicdan, nerde ruh gözümüz? Şu zalim dünyada kalbinizin ayarını kim tutacak? İşte onun da çözümü güvenilir bir ahlakçıdır. Yani artık meşrebinize göre vicdanına sığınabileceğiniz bir liman. Sartre’in Siyaset Çarkı’nda bu tiple yaşayabileceğiniz ölümcül problemler güzel anlatılmıştır. Ama vazgeçmeyiniz, vazgeçemezsiniz. Neticede bir gün allah verir de iktidara gelirseniz kellesini alacağınız, ve ikinci sınıf entellektüellere “işte devrim kendi evlatlarını yiyor” diye yazdıracağınız harbii bir iki arkadaş bulun.


İşte kadro tamam. İhtiyacınız budur ve elbet biraz da cesaret/zaman/para. Çünkü siyaset özünde işi gücü olmayan, gözünü karartmış küçük burjuvalarn işidir. Gerisi gelecektir.


Siz kim misiniz? Siz muhayyel siyasetçi bütün bu adamların hiçbiri ve hepsisiniz. Metin olun.


image

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Allahlar susadılar!

- Allahlar susadılar ve onlar bir gıdım su ile doymazlar.

- Aziz Yıldırım bütün sevimsizliğine rağmen sıradaki kurban rolünü oynayıverdi. Eminim kendi de buna şaşırmiıştır. Sürpriz mi? Değil. Zaten böyledir, tarihte bazen güncellik kendini “ilahi adalet” olarak sunabilir. Ama bu durumda da herşey bütünüyle rastlantısal değildir. Şike olayında da ergenekonda da aynı şey geçerli. Yeni rejimin kendini futbol gibi kitlelerin cüzdanları ile kalbini birbirine bağlayan bir mecrada da tesis etmesi kacınılmazdı. Yalan değil, ben bi kaç ay önce düşündüydüm, hayırdır kimse hala bu aziz yıldırım’a dokunmuyor, diye. Sevinçli miyim? Belki biraz. Ama böyle muallakta olduğumuz zamanlarda her sevinç buruk oluyor.

- Allahlar susadılar ve ikinci kurban gene tabi ki “usual suspect” Kürtler olacak. Zaten bu Türk siyasetinin yazılmamış “iron law”udur. Ne zaman bir otokrat başa gelir, kabak onların başına patlar. Abdülhamit, Atatürk, İnönü, Tayyip… Neden? Çünkü:
"onlar ki toprakta karınca
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar
korkak
cesur
cahil
hakim
ve çocukturlar…”

- Aynur Dogan’a yapılanlar basit ama sık sık unuttuğumuz bir gerçeği yüzümüze çarptı: Her ülke gibi bu ülkede de, içi spatula ile kazısan gene de bitmeyecek pislik dolu nice insan var. Çoğunluk değiller, ama özgül ağırlıkları fazla olan bir azınlık bu. Benim naçizane önerim caz festivali biletlerini satmadan önce kısa bir kompozisyon yazdırsınlar. Az buçuk aklı fikri vicdanı beyni olmayan adamlar direk elenirler. Onlar gidip nihat dogan dinlesinler.

- Bu arada dikkkatlerden kaçtı: KONDA’nın Kürt Sorunu raporunu İletişim bastı. Tavsiye ederim. Sonuçlardan biri, neredeyse her konuda birbirinden ayrılan CHP ile AKP tabanının birleştiği konu Kürt düşmanlığı. Tabi bütün chpliler ya da akp’liler degil. Ama neredeyse her iki kişiden biri ırkçılıgın sınırında duruyor.

- Kemalistlere iki çift lafım var: Hadi o küçümsediğiniz akp’liler saymayı bilmiyor, kardesim bari önce siz öğrenin: 13 değil! Üc aydır ölen 40 tane gerilla için iki saniye tefekkür etmemişlerin, kalkıp kıyameti koparıp üstelik bunu sadece humanitarian argümanlara dayandırmasi iki yüzlülük değil mi?

- Sonuç büyük Türk ata sporu: İdare-i maslahatçılık. Yani, Tayyipiin bir zaman güzel özetlediği gibi “düşünmezsen Kürt sorunu yoktur”.

- Son sözüm: Ateşin üstüne düşer düşmez buharlaşan bir damla su: Evrim Demir!

Hülasa, endişeliyim.

12 Temmuz 2011 Salı

proust'un "tebessum"u

Bir tebessumu boyle cozumleyebilen adamin sirti yere gelmez hayatta:

”.. son derece alcakgonullu, sefkat dolu bir insandi ve baskalarina besledigi seygiyle kendi sahsina, kendi acilarina karsi aldirissizligi, daima bakislarinda bir tebessumde toplanirdi; bu tebessum, cogu insanin cehresinde gorulenin tersine, sadece kendisine yonelen bir alay icerir, bizlere ise, sevdiklerine ancak tutkuyla ve oksayarak bakabilen gozlerinden bir opucuk yollardi adeta.”

basladim


dun gece 10 sayfa proust okudum. vallahi guzelmis.
bence gerisi gelir.
ne dersiniz?


6 Temmuz 2011 Çarşamba

Murat Belge: Putlar artık kendini kendini yıkıyor

- Belge: Türk sol entelijansiyasının büyük hocası. Bir çeşit şair-i azam. Çokları onun paltosundan çıktılar. Şimdi hayıflanıyolar mı acaba?

- Başlangıçta Marx vardı. Çok yazdı, okuduk. Okuyanların arasından dünyanın çivisini yeniden çakmaya koyulanlar oldu ve tabii hayal kırıklığına uğrayanlar da. Sonra onlardan bazıları kendilerinden kuşku duymaya başladılar. Olur böyle şeyler… Ve onların içinden de bazıları düşmanlarına aşık oldular: Stockholm Sendromu. Belge’nin “bu ülkede muhafazakar olmak için devrim yapmak lazımmış” lafını başka türlü okumak mümkün mü? Belge, Türk sağında gizli ve derin bir hikmet bulunduğuna inanan adam.

- Belge kendini hala komünist zanneden eski solcu. Hala solcu kalanlara karşı içinde çok derinlerde nefret biriktirmiş biri. Aynı zamanda büyük bir ego-santrik. Metin Lokumcu’nun “çevresinin çevresinden” Ergenekon’a varmak için Belge gibi dahi olmak gerekir. Ancak hocalığının yüzü suyu hürmetine kendisinden biraz basiret, biraz anlayış derinliği, biraz akıl-fikir beklemek hakkımız değil mi?

- Cemal Süreya onun 80’lerde Müslümanlarla ittifak çabalarını yorumlarken şöyle dedi: “Murat Belge’ye göre bir şey yaygınsa; o şey gerçektir artık; netliği ne olursa olsun onu anlamaya, tanımaya çalışmalıyız”. Öyle anlaşılıyor ki, Belge işi abarttı, biraz da belki yaşın etkisi ve hep muhalefette olmanın yorgunluğuyla, o her zamanki laubaliliği içinde karşısındakini benimsemeye kadar vardırdı mevzuyu. İyi de bizim, yani “çevresinin çevresinin” suçu ne? Ben mesela Etiler’de güzel bir huzurevi biliyorum. Just in case.

- Yıllar önce Tarihten Güncelliğe’yi okuduğumda hissettiğim rahatsızlıktan hiç kurtulamadim Belge okurken: Laubalilik, kahvede konuşur gibi yaptığı ağır tarih ve teori yorumları, her şeyi aşmışlık ruh hali içinde yazdığı ve döneminde aslında yaygın olarak paylaşılan ortalama yorumlar. Sırrı Süreyya bezginlik, keyfilik derken buna işaret ediyor haklı olarak.

- Süreya’dan devamla: Belge ortayı bulmaya çalışırken kendisi ortalama oldu, ama işin kötüsü bunun orjinal ve dahiyane olduğunu zannetti, zannediyor. Zaten bu Belge’nin alameti farikalarındandır: En büyük saçmalık ya da yanlış bile onun ağzında dünyanın en büyük doğrusu olabiliyor. Neden? Çünkü Belge büyük adamdır. Belge “işte aydınlanma, batıcılık falan filan” dediğinde o “falan filan” sizin meseleyi anlamanızın zaten epey zor olduğunu size sezdirir. Sözkonusu olan Belge ise gerisi teferruattır.

- Belge, Berlin Duvarı çöktüğünde “sosyalizmin pre-historyası bitti” diye yorumlamış. Burdan devam edersek, keşke kendisi gibi adamların da o prehistorya ile birlikte bittiğini anlayıp işi orda bıraksaydı, bize böyle saçma sapan günler göstermeseydi. Bu hatayı zamanında duvar yıkıldığında karların üzerinde dans eden Troçkistler de yaptıydı: Kendilerinin de o tarihin bi parçası olduğunu bi türlü anlayamadılar. Kıssadan hisse: Tarihten piyango çıkmaz.

- Peki Belge’nin söylediklerine bakılarak sol liberalizmin sonu ilan edilebilir mi? Sanırım hayır. Yani isteyen başka şeylere bakarak bugünkü biçimiyle sol liberalizmin misyonunu doldurduğunu iddia edebilir. Eyvallah. Ama Belge’nin durumu farklu. Belge’ninki makul olmanın çok ötesine geçmiş bir kafa karışıklığı. Bir uyur gezerin sayıklamaları, bir sarhoşun biraz geçmişinden biraz bugünden topladığı kelimeler, Türk sağına meftun birinin gidişleri gelişleri.

- Nazım 1920’lerde Putları Yıkıyoruz kampanyası başlatmıştı Abdülhak Hamit, Yurdakul gibi eski tüfeklere karşı. Belge örneğinde şunu görüyoruz: Putlar artık kendi kendilerini yıkıyorlar.