- Allahlar susadılar ve onlar bir gıdım su ile doymazlar.
- Aziz Yıldırım bütün sevimsizliğine rağmen sıradaki kurban rolünü oynayıverdi. Eminim kendi de buna şaşırmiıştır. Sürpriz mi? Değil. Zaten böyledir, tarihte bazen güncellik kendini “ilahi adalet” olarak sunabilir. Ama bu durumda da herşey bütünüyle rastlantısal değildir. Şike olayında da ergenekonda da aynı şey geçerli. Yeni rejimin kendini futbol gibi kitlelerin cüzdanları ile kalbini birbirine bağlayan bir mecrada da tesis etmesi kacınılmazdı. Yalan değil, ben bi kaç ay önce düşündüydüm, hayırdır kimse hala bu aziz yıldırım’a dokunmuyor, diye. Sevinçli miyim? Belki biraz. Ama böyle muallakta olduğumuz zamanlarda her sevinç buruk oluyor.
- Allahlar susadılar ve ikinci kurban gene tabi ki “usual suspect” Kürtler olacak. Zaten bu Türk siyasetinin yazılmamış “iron law”udur. Ne zaman bir otokrat başa gelir, kabak onların başına patlar. Abdülhamit, Atatürk, İnönü, Tayyip… Neden? Çünkü:
"onlar ki toprakta karınca
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar
korkak
cesur
cahil
hakim
ve çocukturlar…”
- Aynur Dogan’a yapılanlar basit ama sık sık unuttuğumuz bir gerçeği yüzümüze çarptı: Her ülke gibi bu ülkede de, içi spatula ile kazısan gene de bitmeyecek pislik dolu nice insan var. Çoğunluk değiller, ama özgül ağırlıkları fazla olan bir azınlık bu. Benim naçizane önerim caz festivali biletlerini satmadan önce kısa bir kompozisyon yazdırsınlar. Az buçuk aklı fikri vicdanı beyni olmayan adamlar direk elenirler. Onlar gidip nihat dogan dinlesinler.
- Bu arada dikkkatlerden kaçtı: KONDA’nın Kürt Sorunu raporunu İletişim bastı. Tavsiye ederim. Sonuçlardan biri, neredeyse her konuda birbirinden ayrılan CHP ile AKP tabanının birleştiği konu Kürt düşmanlığı. Tabi bütün chpliler ya da akp’liler degil. Ama neredeyse her iki kişiden biri ırkçılıgın sınırında duruyor.
- Kemalistlere iki çift lafım var: Hadi o küçümsediğiniz akp’liler saymayı bilmiyor, kardesim bari önce siz öğrenin: 13 değil! Üc aydır ölen 40 tane gerilla için iki saniye tefekkür etmemişlerin, kalkıp kıyameti koparıp üstelik bunu sadece humanitarian argümanlara dayandırmasi iki yüzlülük değil mi?
- Sonuç büyük Türk ata sporu: İdare-i maslahatçılık. Yani, Tayyipiin bir zaman güzel özetlediği gibi “düşünmezsen Kürt sorunu yoktur”.
- Son sözüm: Ateşin üstüne düşer düşmez buharlaşan bir damla su: Evrim Demir!
Hülasa, endişeliyim.
Bu aralar “zinde kuvvet” lafını biraz sıkça kullanır oldum, düşününce biraz anlamlı da geldi. Aslında bununla demek istediğim “politik toplum”dan başka bir sey değil. Bilindiği gibi zinde kuvvet lafı 1960’ların siyasal jargonundan kalma. Belki geçmişi de vardır ama politikada etkili kesimleri, somut olarak da 60’ların Türkiyesinde ordu, gençlik, aydınlar ve belki o zaman için işçi sınıfının bir kesimini de ifade ediyor. Şimdi kimler bu zinde kuvvetler? Neyse… bu soru bi yana, siyaseti böyle düşünmek demokrasi dediğimiz şey her ne ise onun yarattığı bir ilüzyondan kurtarıyor bizi. Bu ilüzyon şudur: Her birey, belli bir toprağın üzerinde yaşamak yani varolmak nedeniyle otomatik olarak politik kabul edilir ve genel oy hakkı bu varsayımın en somut halidir. Elbette bireylerin politika yapma hakları bir sürü yasa ile mümkün kılınır ama bunun en çok göründüğü an elbette seçimlerdir. Bu esasında güçlü bir ilüzyondur çünkü, bir kere o ülkede yaşayan bir ...
Yorumlar