ey yolcu!!

ufak tefek şeyler
de olsa bu aşağıdakiler
bir güvercin yuvasına
bırakılmayı hakederler

26 Ocak 2010 Salı

muharrem ince

arınç için meclisteki en iyi hatip diye yazdım, ama chp’nin yalova milletvekili muharrem ince’yi es geçmemek lazım.
facebooka mecliste bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı konuşma bomba gibi düştü. chp’nin bütün samimiyeti bu adamda toplanmış dedirtiyor. memleketten insan manzaralarını, yürek paralayıcı, samimi, nüktedan ve isyankar bir dille anlatıyor. Kürtlerle ilgili ise hayal kırıklığı yaratıyor. Bu yanı çok ama çok üzücü.
Tayyip geçen buna “muharrem ne yapacağız seninle, çok sert muhalefet yapıyosun” demiş…
Osman Bölükbaşı potansiyeli taşıyor.
İlginç bir kişilik olduğu, ekşi sözlüğe düşen cv’sinden belli.
bu adamı yazın bi kenara.

"muharrem ince, 1964 yılında yalova’nın elmalık köyü’nde bir çiftçi çocuğu olarak dünyaya geldi. doğum tarihi kesin olmamakla beraber kirazların kızarmak üzere olduğu mevsimde dünyaya geldiği bilinmektedir.

çocukluğu çobanlık yaparak geçti. inek otlatırken yaşar kemal’i, cengiz aytmatov’u, orhan kemal’i, fakir baykurt’u, jack london’u, nazım hikmet’i teyzesi nazire düzyürek ve ömer tunç sayesinde okudu.

babasının traktörü çok sık arızalandığı için yalova endüstri meslek lisesi torna-tesviye bölümüne girdi ve oradan mezun oldu. o yıllardaki en büyük hayali diğer iki erkek kardeşiyle birlikte tornacı dükkanı açmaktı.

liseyi bitirene kadar dedesiyle aynı odada yattı. mübadele öykülerini sabahlara kadar dinledi. bir arkadaşının teşvikiyle üniversite sınavlarına girdi. uludağ üniversitesi necatibey eğitim fakültesi fizik öğretmenliği bölümü’nü kazandı ve oradan mezun oldu.

çeşitli liselerde ve dershanelerde fizik öğretmenliği ve müdürlük yaptı. chp’nin ilçe ve il yönetim kurullarında yıllarda görev aldı. chp il başkanlığı, add il başkanlığı, yalovaspor basın sözcülüğü görevlerinde bulundu.

2002 seçimlerinde chp’den yalova milletvekili seçildi. evli, bir oğlu ve tatanka adlı bir şiir kitabı var.”

24 Ocak 2010 Pazar

bülent arınç



Çelişkili biri. herkes çelişkilidir diyeceksiniz, ama herkes başbakan yardımcısı olamıyor.

Tayyip ve Gül daha gençken, konuşmalarını dinliyorlardı Bülent abilerinin. Arada yaş ve kuşak farkı var. Birbirlerini hala anlamaları kesinlikle Arınç’ın başarısı.

Herkes dürüst olduğunu söylüyor. Bunu veri aldığımızda Abdüllatif’in yaptığını yapamaması şunu gösterir: Arınç’ın iktidara zaafiyeti var.

Arınç’ın bir önceki Milli Görüşçü kuşaktan, globalizmin suyuyla kirlenmemiş bir dava adamı olduğunu söylemek bugünkü durumuyla çelişir mi? Buna en iyi cevabı kendisi verecektir.

Ama öyle görünüyor ki Arınç artık davanın siyasi yanını değil de gönül yanını öne çıkarıyor gibi. İkide bir ağlıyor, çetelerden darbelerden derdini halka söylüyor. İnandırıcı değil mi?

Arınç meclisteki açık ara en iyi konuşmacı, ve bunun farkında. İnsanları etkileme gücü olduğunu bilmek sizi daha iyi mi daha kötü mü yapar? Arınç sanki her an bu sorunun cevabını arıyor.

Tekel eylemlerindeki tehlikeyi hükümet kanadından sadece o farketti. Çünkü, Arınç bir eski milli görüşçü, sokağı biliyor. Tayyip gibi belediye koltuğunda siyaseti öğrenmedi. Sokakta başlayan siyasetin sokakta biteceğini biliyor.

Ama Arınç hep Bülent abi olarak kalacak, yetenekleri takdir edilen ve arada ihtiyaç duyulduğunda göreve çağrılan. Arınç vurucu kuvvet. Kavga edilecekse onu önde görüyoruz. Senyör değil şövalye.

Ayrıcalığı şu: Tarih bilinci var. Ama Akp’nin tarihe ne kadar ihtiyacı ve merakı var? Soru bu.

Tayyip vs. Gorbaçov

Sahi unuttum yazmayı, bu aralar en bomba analiz Ali Bayramoğlu’ndan geldi, Tayyip’in Gorbaçov’a benzetti.
Bunun üzerine de Nuray Mert, bunu talihsiz bie benzetme olarak niteledi, ve Gorbaçov’dan sonra Rusya’nın başına gelenleri hatırlattı.
Bayramoğlu gibiler aslında bu hatırlatmadan belki rahatsız olmazlardı, sonunda Putin’in geleceğini bilmeselerdi…

22 Ocak 2010 Cuma

nereye gidiyoruz?

Türkiye’de solcuların bir bölümü askerlere neden bu kadar kızgın?
Türkiye’de solcuların bir bölümü akp’ye neden bu kadar kızgın?
Solcular tarafgir insanlardır, tamam anladık, ama öfkelerini neden biraz daha dengeli dağıtamıyorlar?
Akp sempatizanı sol, bunun bir demokratik devrim olduğunu iddia ededursun, akp denildiğinde tansiyonu çıkan sol da cumhuriyetin demokratik kazanımlarının elden gideceğinden kaygılanıyor.
Sahi ayrım bu mu sadece? Biraz deşilse altından daha neler çıkacak aslında.
Bence oldum olası anti-kapitalizmi çok anlamayanların nihayet birileri askerlere kan kusturuyor diye etekleri zil çalıyor. Diğer taraftan hacı hoca takımından herşeyden fazla korkanlar da ergenekonu tiyatro zannetmeye başladılar.
Bana gelince, ruh halim gidip geliyor, bu aralar malum nedenlerle akp hazzetmemezliğim had safhada.
Ama toplamda derim ki: Askerlerin zaten gitgide arkaikleşmiş etkilerinin önemlerinin azalıyor oluşundan zerrece şikayetçi değilim, öte yandan mevcut iktidarın bu eski establishment’ın yerine kolayca yerleşemeyeceğini düşünüyorum.
Bir interregnum’dan geçiyoruz. felakete gitmiyoruz. üstelik bu ülkede kemalizmin en lanet mirası olan “karşılıksız siyaset” (havanda su dövme) döneminin bitiyor oluşu beni sevindiriyor. bunun sonu elbette hayır olmayabilir. derler ya, “it depends”.
Akp’ye gelince de, o yeni bir “kemalizme” dönüşecek: Dogmatik, anlayışsız ve otoriter. Ayakta kalabilirse tabi…
Bunu da anlarsa gene Bülent Arınç anlar.

18 Ocak 2010 Pazartesi

o, bu, şu

∫ Kafam karışık… ama nihayet birkaç cümle paragraf yazabildim bugün. dün gece saat üçte ilginç bir makale bulunca ancak uyuyabildim. ne çok şey var, ve ne çok şey yok.

Ω Adamın biri, solitude-altitude ilişkisine dair bi şey dediydi de hatırlayamadım şimdi.

≈ Sivil dikta tartışmasını takip ediyorum. gözlemim şu: akp’ye entelektüel cephane sağlayan liberal kanat bu argümanı karşılayamadı. mesele geldi, ana çelişki-tali çelişki sorununa dayandı. ilginç… bu samimi demokratlıktan daha ileri şeyler de çıkar mı? siyasetin sübapları açılır mı? umutluyum.

√ Tekel işçilerinin bir kaç videosunu izledim. oh be. ne kadar ihtiyacımız var sokaktaki vatandaşı sokakta görmeye. radikal bir gündem değişikiliği lazım demiştim, böyle böyle olur mu?

µ Elif şafak’ın bit palas’ından 20 sayfa zorladım. kabız gibi yazmış. bir 20 sayfa daha zorlarım, olmadı önümüzdeki maçlara bakarız.

~ bu hafta arapça başlıyor. üstadın (tanpınar mı?) dediği gibi, “ızdırabın ilacı ızdırab”…

11 Ocak 2010 Pazartesi

şekerleme

çinli bir şair şöyle buyurmuş:

"kitapların arasında
kafasında bir raptiye
oysa ne kadar da istiyor
ağzında yuvarladığı şeker
bir gardiyana dönüşüyor”

çince aslından çeviri bana aittir. herkesin bir iyi kötü bir şiiri var ben de bir şiir çevirisi yapayım, dedim.

10 Ocak 2010 Pazar

ismet berkan


İsmet Berkan ne zaman gidecek merakla bekliyorum.
radikal’in bir süredir hiçbir şey söylemeyen yayın yönetmeni. doğan medya çizgisinde bir işlevi kalmadı. göbeğini de alıp gitmeli. radikal murat yetkin gazeteciliğinden ibaret artık. bir de ayrı kulvarda radikal iki.
Berkan’ın 28 şubat döneminde yıldızı parlamıştı, o zamanlar anlatacakları vardı, yayın grubunun radikal demokrat kanadından sorumlu idi. Ama şimdi radikal’in taraf’ın yanında marjinalize olmasında payı büyük.
özkök’ün gidişi ardından, “özkök kendini yenileyemedi, toplumun nabzını tutamadı, ergenekon’da hükümeti daha açıktan desteklemesi gerekirdi”, diye yazdı.
berkan’ın anlamadığı şu: ortada toplum diye bir şey kalmadı ki, özkök nabzını tutabilsin. özkök sonuçta kuşağı ve çevresi adına bir tercih yaptı, doğan gazetelerinde yazan pek çok arkadaşı gibi…
Berkan zaten gazeteci olarak çok parlak değildi, şimdi söyledikleri de önemsizleşti. hasan cemal hepsi adına konuşmuyor mu, yetmez mi?

altyapı/üstyapı...

Medyada Ruşen Çakır ve Nurat Mert gibi isimlerin seslendirdiği argümanlar gitgide daha çok dillendiriliyor. Özkök’ün verdiği utangaç destek malum. Esasında, bu isimler toplumdaki parçalanmadan korkmakta çok haklılar. Kutuplaşma, anlayışsızlık, empati yoksunluğu şimdilik kürtlerin, çingenelerin ve biraz da solcuların başına patlıyor. Ama yarın o çıkan savaş baltalarının kime yöneleceği hiç belli değil.

Haklılar ama, bu tartışma bir yere gitmeyecek çünkü siyasette bir karşılığı yok. Toplumda bir karşılığı var mı? Bence var. Parçalanma kadar kafa karışıklığı da, inançsızlık da çok yaygın, herkes herşeyden kuşkulanıyor.

Çözüm ne bilmiyorum da, belli ki, ve şükür ki, askerin gelip düdüğü çaldığı zamanlar geçti, şimdi düdükleri askerin kafasına çalıyolar.

İlginç: Siyasetin havası 1950’leri çalıyor, altyapı 1960’ları istiyor. ‘60’lar, yani radikal bir gündem değişikliği. Ama kafa karıştıran değil, kafa açıcı cinsten…