ey yolcu!!

ufak tefek şeyler
de olsa bu aşağıdakiler
bir güvercin yuvasına
bırakılmayı hakederler

27 Aralık 2011 Salı

Who is who/2

Tayyip Erdoğan:


Eternal REYIZ ya da yeni rejimin ebedi şefi. Müesses nizamcılar içinse eternal Deccal.


Ne kadar parası olduğu çok tartışıldı ama bir neticeye varılamadı. Bilhassa yoksullar tarafından seviliyor, o yüzden bunun tartışılması normal.


Zenginleri tabi ki seviyor, ama bunu Özal’ın aksine söyleyecek kadar şuursuz değil.


Kendisi Kızıl Sultana özeniyor olabilir, ama Yavuz Selim benzetmesi daha uygun. İki eksiği var: Saçlarını kazıtması lazım ve küpe takması. Benzetmeyi zorlarsak halifeliği ilanına da şunun şurasında çok kalmadı.


Tayyip liseden sonra üniversiteye devam etmedi, çünkü hayatta yapacak daha önemli şeyleri vardı.


Abdullah Gül:


O gülümseyen yüz neleri saklıyor acaba? İşte Makyavelli’yi hatırlamanın zamanıdır. Bir de Fatih’in meşhur portresini akla getiriyor: Gül bir elindeki gülü koklarken, diğer elinde kamçısını tutuyor. 


Restoratör ve de milli şef olacak mı? Kilise ile ilişkisi ne? Bunlar henüz cevaplarını arayan sorular. Soruların cevaplardan çok olması onu daha da ürkütücü yapıyor.


Mahallenin muhafazakar kariyerist genci, hep takım elbise ile dolaşıyor, ve ama mahallenin solcuları ile de arada takılmayı zaruret sayıyor. Solun kendisinden başka herkese faydası olduğunu görecek kadar akıllı. 


Maklubenin yanında su içiyor, ama şarap kadehinde.


Abdullah doktoranın ilk senesinde, ne yazacağı aşağı yukarı belli, ama çok ketum kimseciklere söylemiyor.

24 Aralık 2011 Cumartesi

Who is who/1

Beşir Atalay: Züğürt ağanın babası gibi, her ‘yeni bir demokrasi paketi geliyor’ deyişi, ‘karı isterem’i hatırlatıyor. Sevimli ama gerçeklikten uzak. İlkokulu bitiremedi.


Bülent Arınç: Daha önce ‘konuşmayı biliyor’ demiştim, eklemeliyim ki ağlamayı ve ağlatmayı da biliyor. Zaten başka yapacak işi gücü olmayan ülke için bulunmaz hint kumaşı. Şu arap diyarları sakinleşene kadar bodrum katına kilitlenen kürtlere de ağladı işte. Ah bülent ah! Gözü yaşlı edebiyat öğrencisi, Beyazıt’ta muhafazakar çaycılarda takılır, elinde Sezai Karakoç.


Halil Berktay: İçimizdeki Christopher Hitchens ya da Orwel. O olmasaydı, kadroyu Murat Belge doldurabilirdi, ama maalesef Belge’nin kafası o kadar berrak degil. Belge nerde duracağını bir türlü kestiremiyor, ki bu çok fazla okumuş olmasından mı okumamış olmasından mı karar veremedim. Halil lisansın ilk sınıfında, o yüzden çok saçmalıyor, ama bunun farkında değil.


Kılıçdaroğlu: Devlet dersinden beşten şaşmaz altıyı aşmaz devlet memuru. Dersim sorununa dersim halkının verdiği ironik yanıt. Taşra okulunun doğru Ahmet’i, ama sonra Ankaraya taşınınca kendini öğrenmeye kapattı. Yaşı hep 55. Biraz büyüseydi ögrenmeyi de öğrenirdi.


AKP (tüzel kişilik olarak): ‘Mış’ gibi yapan ve ikna edici olan. Kürt sorunu yok’muş’ gibi yapıyor, ekonomi süper’miş’ gibi yapıyor, ortadoğuda lider’miş’ gibi yapıyor… Güzel ve derinlikli bir felsefe sorusunun spekülatif yanıtı. Yalnız, güzel ve romantik halkımızın kısa rüyasi ya da kabusu. Acar bir erkek ortaokul öğrencisi: Nobran, hiperaktif ve hırslı. 

14 Aralık 2011 Çarşamba

memur-şair

Hani bir adam var, Ankara’da oturuyor. Daireden çıkınca Sakarya’da hep takıldığı bir birahane var, işte orda bi kaç bira içiyor, sonra da sanırım eve gidiyor -bunu tam olarak kimse bilemedi- Yani bu aslında bi klişe ama Faruk abinin de gidip bizzat görüp tespit ettiği gibi böyle çok adam var. bunlar ekseriyetle tek başlarına oturup bira ve sigara içip, kalabalıkları izliyorlar. Önlerinde de bir küçük kağıt parçası mı var ne? Söylemeye gerek yok ki, bu adam şair aslında, yani şair derken şiir yazıyor, işte her gün olmasa da bazen bir ilham perisi iki yudum birasına eşlik ederse bir şeyler çiziktiriyor. Bu adam Siyasal Bilgileri bitirdi 12 Eylül’den sonra, şimdi Maliye’de müdür. Maliye’de olmasa da ona benzer bir yerde. Hatta ayıptır söylemesi parasını kendi cebinden çıkarıp verdiği bir şiir kitabı bile var. 


- benim eski bir ev arkadaşımın böyle hayatta tek şiir kitabı basmış adamların kitaplarını toplamak gibi acaip bir merakı vardı. Bence böyle bi koleksiyon dünyanın hem en sıkıcı hem de en enteresan koleksiyonu olabilir. bence birisi bu konuda doktora tezi bile yazabilir, counterfactual history örneği olaraktan, acaba edebiyat tarihinin derinliklerine fırlatılmış bu noktalar becerikli bir ressam tarafından birleştirilse, burdan yepyeni bir şiir yorumu, hani tesadüf işte, çıkabilir mi gibi bir sorudan hareketle-


neyse işte, şimdi dünyanın bütün şairleri marx’ın çağrısına kulak vererek bir araya gelse, ve aralarında tartışıp bir karara varamayıp sonra dağılıp Konda’ya bir anket düzenletseler, çok açık ki kararsızlar da dağıtıldıktan sonra ezici çoğunluk bu adamın kötü şair olduğunu iddia edecektir. Haklılar, bu adam gerçekten iyi şair değil. -Yani ben söyleyenin yalancısıyım-


Şimdi mesele şu ki, bu adamın arkasından konuşan en yakın arkadaşları dahi, şairliği beceremediği için maliye’ye girdiğini memuriyete yöneldiğini söyleyecekler. İşte ben bugün burada açıklıyorum ki, olay böyle değil, tam tersi şekilde vuku buldu. Bu adam kötü şair olduğu için memur olmadı, aksine memur olduğu için aslında pek de fena olmayan şiir yeteneği buharlaştı gitti. En azından tarihin materyalist açıklaması bunu gerektiriyor.


Neden böyle oldu, işte bunun açıklamasını değerli okuyucular, belki yarın belki yarından da yakın yapacagim, ama belki de hiç yapmayacagim. Bekleyelim görelim.


ps. Şimdi hemen heyecanlı ve dikkatli okurların bazıları işte Cemal Süreya da vardı, şuydu buydu diye örnekler verecekler. Onlara sakin olmalarını, konunun istatistikle, zamanla ve mekanla, istisnaların bazen kuralları kanıtlayabilme ihtimaliyle vs. ilgili olduğunu hatırlatacağım.