> gene yazmak zamanı. sahi, “sevmek zamanı” nasıl bi filmdi hatırlayamadım?
> size tavsiyem, gözlüğünüzün vidalarını mütemadiyen kontrol edin: ummadık taş baş yarar.
> bundan sonra seçimlere kadar siyaseti siyasetçilere havale ediyorum. topunun canı cehenneme. bi süre tezimi yazayım, müzik dinleyeyim, sonra istanbulda festivalde güzel filmler izleyeyim. daha ne olsun. şarkıda dediği gibi, “ömrümüzü çürütene, dur be diyelim hele”.
> havalar ısındı, nehir boyu yürüyüşlerine dönüş zamanı. bunlar bende pumpkin thinking’i tetikliyor. kocaman kocaman düşünceler. ama asıl ihtiyaç olan ufak tefek adımlar, minik dokunuşlar.
şen kalın…
Bu aralar “zinde kuvvet” lafını biraz sıkça kullanır oldum, düşününce biraz anlamlı da geldi. Aslında bununla demek istediğim “politik toplum”dan başka bir sey değil. Bilindiği gibi zinde kuvvet lafı 1960’ların siyasal jargonundan kalma. Belki geçmişi de vardır ama politikada etkili kesimleri, somut olarak da 60’ların Türkiyesinde ordu, gençlik, aydınlar ve belki o zaman için işçi sınıfının bir kesimini de ifade ediyor. Şimdi kimler bu zinde kuvvetler? Neyse… bu soru bi yana, siyaseti böyle düşünmek demokrasi dediğimiz şey her ne ise onun yarattığı bir ilüzyondan kurtarıyor bizi. Bu ilüzyon şudur: Her birey, belli bir toprağın üzerinde yaşamak yani varolmak nedeniyle otomatik olarak politik kabul edilir ve genel oy hakkı bu varsayımın en somut halidir. Elbette bireylerin politika yapma hakları bir sürü yasa ile mümkün kılınır ama bunun en çok göründüğü an elbette seçimlerdir. Bu esasında güçlü bir ilüzyondur çünkü, bir kere o ülkede yaşayan bir ...
Yorumlar