olup biteni pek takip edemedigim su tuhaf zamanlarda:
1. lenin`in rusyada kapitalizmin gelismesinde bazi tartismali tezler oldugunu,
2. rooney`in yeni sozlesmesiyle aldigi haftalik 30 bin pound icin “anasinin sutu kadar helal olsun” denilemeyecegini,
3. tayyibin bir toki acilisina gonderdigi mesajin iceriginin pekala bir keynezyen iktisatcinin elinden cikmis olabilecegini, ve bu cihetten bakinca, ultra liberal abimin yuce hukumetimizi komunist bulmasinda kucuk de olsa bir haklilik payi bulunabilecegini,
5. haginin takimimizin basina gelisinin ayni zamanda hem dokunakli hem de neseli bi hareket oldugunu,
saygilarimla belirtmek isterim…
Bu aralar “zinde kuvvet” lafını biraz sıkça kullanır oldum, düşününce biraz anlamlı da geldi. Aslında bununla demek istediğim “politik toplum”dan başka bir sey değil. Bilindiği gibi zinde kuvvet lafı 1960’ların siyasal jargonundan kalma. Belki geçmişi de vardır ama politikada etkili kesimleri, somut olarak da 60’ların Türkiyesinde ordu, gençlik, aydınlar ve belki o zaman için işçi sınıfının bir kesimini de ifade ediyor. Şimdi kimler bu zinde kuvvetler? Neyse… bu soru bi yana, siyaseti böyle düşünmek demokrasi dediğimiz şey her ne ise onun yarattığı bir ilüzyondan kurtarıyor bizi. Bu ilüzyon şudur: Her birey, belli bir toprağın üzerinde yaşamak yani varolmak nedeniyle otomatik olarak politik kabul edilir ve genel oy hakkı bu varsayımın en somut halidir. Elbette bireylerin politika yapma hakları bir sürü yasa ile mümkün kılınır ama bunun en çok göründüğü an elbette seçimlerdir. Bu esasında güçlü bir ilüzyondur çünkü, bir kere o ülkede yaşayan bir ...
Yorumlar