Ana içeriğe atla

Kayıtlar

bir iki tane 1 mayıs notu

Şimdi efendim, önce bizim evin hallerinden başlayalım: bizim çocuklar - ‘our boys’, sosyalist soldan bahsediyorum- biraz dogmatiktirler, reel politikaya uzaktırlar, tezcanlıdırlar vd. Ama bunun dışında ve ötesinde, serde devrimcilik vardır, o Taksime ille de çıkılacaktır! Solcuların elinde bu inatçılık, bu müdanaasızlık da olmasa, süklüm-püklüm, mıymıntı bir dogmatizm hiç çekilmezdi! Tam da şu an, bilumum hükümet mahvillerinde, ve dahi mufazakar kıraathanelerde, esnaf sohbetlerinde, ve bizim sokaklarda konu hep aynıydı: Yahu bunların derdi başka, neden ille de Taksim?  Şöyle bir yorum getireyim: Esasında bizim çocuklarla onların çocukları iki ayrı insan tipidir. Bizimkiler biraz mahallenin harbi, delikanlı, biraz eski Türk filmlerinden rastlayabileceğiniz ve ‘bu çok yaşamaz’ dediğiniz, hesapsız-kitapsız çocuklardır ve emin olun bunu güzelleme olsun diye de demiyorum, zira bu kitapsızlıktan biz çok cektik. Onların çocuklarıysa, bakkalda çıraktır, kafası zehir gibi çalışır, üç yı...

Portreler: İsmet Berkan

Hani şarkıda dendiği gibi, ‘zamanı geçen’lerden. Daha önce de Berkan’ın Taraf’a karşı Radikal’i doğru konumlandıramadığını, bu yüzden de anlamsızlaşmaya başladığını yazmıştım. Buna ne ekleyebilirim diye düşünürken cevabı Berkan’ın kendisi verdi: Bugünkü tweet'inde Murat Karayılan’ın bugün Taraf’a manşet olan mülakatının linkini bana iletebilecek var mı, diye soruyordu. Olağanüstü değil mi? Berkan gibi Radikal'i o kadar yıl yönetmiş, Kürt meselesini hala yakından takip ettiğini iddia eden, ve hatta bu konuda analizler yazan biri Fırat Haber Ajansını düzenli takip etmiyor, iki gündür yayımlanan Karayılan söyleşinden Taraf sayesinde haberdar oluyordu. Ahmet Kekeç hayatının tek doğru lafını etmiş: "Acı çekmeden demokrat olunmaz! Olmaz İsmet".

Herkesin merak ettiği sorularla ilgili kesin düşüncelerim

Soru: Ahmet Altan Taraf’tan neden ayrıldı? Cevap: Canı sıkıldı da ondan. Kaç sene oldu, işte 4-5 senedir, her sabah erken kalk, gazeteye git, haberleri takip et, milleti azarla, önce solculara sonra sağcılara ve sonra gene solculara ayar ver bla bla bla, kolay değil yani neticede. Yoruldu ve çekti gitti. Budur. Ama burdaki twist nerde: Vuruşa vuruşa gitti, dedirtti. Aferin. Soru: Liberaller kimlerdir ve ne için mücadele ederler? Cevap: Liberaller, bir Hollandalı gazeteci tarafından yazıldığında hafifçe gülümseyip iyi niyetine verip sevimli bulacağınız şeyleri yazarlar. Ancak yazarın Türkiyeli olduğunu öğrendiğinizde ‘what the fuck?’ dersiniz. Bunların genç olanlarının, yıldıraykütahyalıgiller, suratlarında bir kötücüllük ve meymenetsizlik vardır. Esas dertleri siyasi piyasanın bir yerlerinde yer bulabilmektir. Yani dünyanın sonu gelsin ama bunlar tarafta, radikalde yazı yazabilsinler. Mesele budur. Soru: Kürt sorunu bu yıl çözülür mü? Cevap: Çözülmez. Bu kadar abuk subuk insan bu ...

geleceğe dönüş

Bu şekilde iki tane subjektif göndermeye dayanan, üstelik bayat, bir başlık atmak istemezdim, ama kendimi alamadım, özür dilerim - Neden mi özür diliyorum? Çünkü, içtenlikle, hayatın sadece self-referanslarla yaşanamayacağına, şu kıç kadar dünyanın orasına burasına yayılmış zilyon tane insan ortak bir iki referans yaratamadığı (ki bunun ortalamasına belki objektivite diyebiliriz) için dünyanın bir jungle’a dönmekte olduğuna dair düşünce demeyelim de, işte mütevazi bi kanaatım var da ondan. Yani herkes sadece kendi ağzından çıkanı duyarsa ne kadar yol alabiliriz sevgili okur! Ama nedir, tam da bu (yani sadece kendiyle meşgul olma hali) milli ata sporumuzdur, ve de en alasından yeni anayasa yapılsa da, Türk’ü atıp Türkiyeli tanımını en demokrat hukukçular yapsa ne olur, yapmasa ne olur? Şimdi düşünün ki bu ülkede, dünyanın öküzün boynuzunda durduğu fikrinden daha inandırıcı olmayan nice şeye inanan varillerce insan var. Biz Behzat başkomseri bu yüzden sevmedik mi? Evet bu decade’in lafı,...

Yakın geleceğin kısa bir tarihi

Ömer Üründül gibi başlarsak, futbolun enteresan bi oyun olmasi gibi, Türkiye de enteresan bir ülke. Şöyle ki: Herkes her zaman hiçbir şeyin değişmediğini düşünse de, katı olan herşey mütemadiyen buharlaşıyor bu ülkede.  2010 yılı itibariyle, akp’liler sonsuza kadar iktidar olacaklarını, ve onlardan daha ikna olmuş biçimde muhalifler de, özellikle kemalistler, rte’nin yakında padişahlığını iddia edeceğini düşünüyordu. Buna göre her şeyin sonuna gelmiştik, imkanı olanların yapması gereken ülkeyi terketmekti, kalanlar artık meşreplerine göre kendilerine içkiye, platese ya da organik gıda tüketimine verebilirlerdi. Aslında bakarsanız muhaliflerin korkuları tümden haksız çıktı da denemez, rte gerçekten padişah benzeri bi sey oldu, ama şu postmodern çağda ne kadar olabilirse, ve Danimarka kralı ne kadar kralsa artık! İşte tam da bu nokta akp’lilerin ve onların kilisedeki işbirlikçilerinin yanıldıkları nokta oldu: Tarihe biraz lineer bir determinizmle yaklaşmaşları bir facia ...

Portreler: Sırrı Süreyya Önder

Sırrı Süreyya Önder Meclis kürsüsünden hafif yana kaykılmış kabadayı duruşuyla, bir kısım tüccar ve eski bürokrata verdiği kısa sosyoloji dersini ‘bunları bir değerlendirin’ diye bitirdiğinde zaman sanki bir an duruverdi. O an kendimizi son iki yüzyıla damga vurmuş bütün sosyal kargaşaların bir özetini izlerken bulduk: Tarihi haklılığına inancından başka kaybedecek bir şeyi olmayan devrimcinin egemen sınıfı küçümseyişi, vakarı ve haklı gururu. Yine meclis konuşmalarının satır aralarına sıkıştırdığı ‘mesele sınıfsaldır’ lafı tarih meleğinin bize göz kırpışı mı, ölülerimize gönderilen bir selam mı? Hiç tanımadığımız ama çok özlediğimiz uzak akrabamız: Onu çok bekledik. Marksist teori ile halk deyişlerini ve de Saidi Nursi’nin kıssalarını aynı potada eritebilen, ve ancak bunu yaparken hile yapıyor gibi görünmeyen. Sırrı hiç okula gitmedi. Neşesini, parıltısını ve anlayış derinliğini koruyabilmesi bundan.

Portreler: Erdoğan ve Gül

Tayyip Erdoğan: Yeni rejimin ebedi şefi. Sonra dan milli şef de oldu. Müesses nizamcılar içinse ebedi Şeytan. Ne kadar parası olduğu çok tartışıldı ama bir neticeye varılamadı. Bilhassa yoksullar tarafından seviliyor, o yüzden bunun tartışılması normal. Zenginleri tabi ki seviyor, ama bunu Özal’ın aksine söyleyecek kadar şuursuz değil. Kendisi Kızıl Sultana özeniyor olabilir, ama Yavuz benzetmesi daha uygun. İki eksiği var: Saçlarını kazıtması lazım ve küpe takması. Benzetmeyi zorlarsak halifeliği ilanına da şunun şurasında çok kalmadı. Tayyip liseden sonra üniversiteye devam etmedi, çünkü hayatta yapacak daha önemli şeyleri vardı. Abdullah Gül: O gülümseyen yüz neleri saklıyor acaba? Fatih’in meşhur portresini akla getiriyor: Gül bir elindeki gülü koklarken, diğer elinde kamçısını tutuyor. Restoratör ve de milli şef olacak mı? 'Kilise' ile ilişkisi ne? Bunlar henüz cevaplarını arayan sorular. Soruların cevaplardan çok olması onu daha da ürkütücü yapıyor. Maha...