ulisas Necip Mahfuz`u dinleyip biraz buralardan kacmak icin Nil kiyilarina dogru yol alip misir`in bir cehennem mi yoksa bir cennet mi olduguna anlamaya calisacak (“bu cennet bu cehennem bizim”)… ama once solik`in yolactigi cagrisimlardan birkac not… hobsbawn`in, saniyorum tuhaf zamanlar`da, neden komunist partisini hic terkemedigi sorusuna verdigi tuhaf bir yanit vardir. orda 1930`larda, cambridge`de de olsa, komunist olan insanlarin her seyden once bir hulyaya baglandiklarini anlatir. `56’nın bile bu hulyayi yok edemedigınden bahseder. elbette hobsbawm`in gizledigi, kendine ozgu bir snobluk gibi, baska nedenleri de olabilir bunun, ama bir haklilik payi var dediginde. gercekten de insanlik tarihinin bir yuz elli yillik kesitinde bir kisim insan toplumun butunu icin esitsizliklerin ortadan kalktigi, sabah kalkip balik tutup sonra ogleden sonra da resim yapip aksam raki icebilecegimiz bir dunyanin hayaline, gercekten de garip bir hayale kapilmislardir. bu an...