Ana içeriğe atla

Herkesin merak ettiği sorularla ilgili kesin düşüncelerim

Soru: Ahmet Altan Taraf’tan neden ayrıldı?
Cevap: Canı sıkıldı da ondan. Kaç sene oldu, işte 4-5 senedir, her sabah erken kalk, gazeteye git, haberleri takip et, milleti azarla, önce solculara sonra sağcılara ve sonra gene solculara ayar ver bla bla bla, kolay değil yani neticede. Yoruldu ve çekti gitti. Budur. Ama burdaki twist nerde: Vuruşa vuruşa gitti, dedirtti. Aferin.
Soru: Liberaller kimlerdir ve ne için mücadele ederler?
Cevap: Liberaller, bir Hollandalı gazeteci tarafından yazıldığında hafifçe gülümseyip iyi niyetine verip sevimli bulacağınız şeyleri yazarlar. Ancak yazarın Türkiyeli olduğunu öğrendiğinizde ‘what the fuck?’ dersiniz. Bunların genç olanlarının, yıldıraykütahyalıgiller, suratlarında bir kötücüllük ve meymenetsizlik vardır. Esas dertleri siyasi piyasanın bir yerlerinde yer bulabilmektir. Yani dünyanın sonu gelsin ama bunlar tarafta, radikalde yazı yazabilsinler. Mesele budur.
Soru: Kürt sorunu bu yıl çözülür mü?
Cevap: Çözülmez. Bu kadar abuk subuk insan bu sene PKK silah bırakacak diyorsa çözülmeyecek demektir. Kardeşim sen başkalarıyla uğraşacağına önce kendi elindeki silaha bak, değil mi ya? Bu sene çözülmez ama üç vakte kadar olabilir: Burdaki ‘vaktin’ daha kesin bir tarifini ise ancak Kürtler yapabilirler, çünkü ancak onlar her nasıl oluyorsa AKP ile kendine format atmış olan zalim, küstah, kurnaz ve şizofrenik bir siyasi kültürü arada bir masanın başına çekmeyi başarıyorlar. Bu masadan ne çıkar bilemem ama şu var ki: Bu zalim ve küstah adamları arada enselerinden tutup sandalyeye oturtmak az şey değildir.
Soru: AKP kaç sene daha iktidarda kalacak?
Cevap: Geçen birisi 13 dönem dedi, ama bence 28 Şubat’çı anlamda 1000 yıl kadar iktidarda kalacak. Diyelim ki 1000 vakte kadar. Gene buradaki vaktin daha kesin bir tanımını yapacaklar olanlar, son on seneden en azından şu dersi çıkarabilenlerdir: Bu ülkede esaslı siyasi değişimler mümkündür, sinizm iyi bir şey değildir ve hayat sürprizlerle doludur.
Soru: Emine Ülker Tarhan’ın son günlerdeki açıklamaları neyi gösterir?
Cevap: Bu askeri vesayet denilen şey ne menem bi şeyse nasıl olup da öyle hemencecik sönümleniverdiğini açıklar. Bu eli kamçılı kadın, 80 senedir bir türlü eğilip bükülmeyen, memur kafalı kemalist establishment’ın nasıl ölmeye mahkum olduğunun kanıtıdır: Kardeşim insan arada bir kendini check etmez mi, ben nerde hata yapıyorum demez mi, şu konuda yaklaşımımı değiştireyim demez mi?
Soru: Koray Çalışkan nereye koşuyor? 
Cevap: K.Ç. (38) sosyal bilim denilen kahırlı ve emek-yoğun zanaatın mütevazi bir emekçisi olabilirdi. Ünlü olmazdı ama gerçeğin mikroskobik bir kısmını aydınlatabilirdi, ve arada bize bir kaç güzel makale okuma fırsatı verir, insan aklına olan imanımıza kendince bir katkı yapardı. Ama kendisi bunun yerine başka bir şey olmaya karar verdi: Siyaset piyasasında iyi bir işadamı. Yelpazenin solunda olmanız mukadderattır. Radikal solu çok kişiye satamazsınız: Piyasası küçüktür. Kürtlerin mücadelesinin az biraz piyasası vardır, ama mal biraz el yakar, cesaret ister. Ama CHP’de bir akıl hocası olarak hem sesleneceğiniz bir alan olur hem de cok risk almazsınız. İlkeler ya da değerler mi? Onların hiç olmadığını söylemek zalimlik olur, ama Çalışkan’ın egosunun ve hırsının onları biraz gölgelediğini söylemek de bir o kadar adaletli olacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Berlin'de Yeni ve Eski Dalga

Berlin’de bir hayalet dolaşıyor: Türkiyeli yeni diaspora. Sevdikleri biçimde söylersek New Wave-Yeni Dalga’cılar. Bir de eskisi var elbette. Daha doğrusu, New Wave kendine yeni derken, kendinden öncekilere de eski demiş oluyor. Yeni diaspora Almanya’ya "ben senin bildiğin Türklerden değilim” diyor. Yeni Dalga eğitimli, genç ve hırslı. Eski Dalga da gençti, ancak Türkiye’nin köylerinden gelen genç köylülerdi. Bir zamandan başka bir zamana geldiler. Kimse umursamadı ama zamanı sırtlarında taşıdılar. Eski Dalganın sırtında kocaman bir kambur var, dışarıdan bakan sadece kamburu görüyor. İçerden görünen ise, Sivas, Çorum ve Varto. Yeni Dalga, aksine, zaman değil, mekan değiştirdi. Türkiye’nin millenial kuşağı Berlin’de aynı zamanı yaşadıklarını düşündükleri çocuklarla komşu oldular. Biraz daha geriye gidersek Yeni Dalga Erdoğan’ın Türkiye’sini önce beğenmedi, sonra şöyle bir silkeledi (Gezi’de), sonra da siyasetin doğuda pek kibar bir şekilde yapılmadığını farkederek, Türk...

zaman disiplini

Bakiniz salinin sallanmasi, carsambanin carsafa dolanmasi evrensel bi olaymis: "This general irregularity must be placed within the irregular cycle of the working week (and indeed of the working year) which provoked so much lament from moralists and mercantilists in the seventeenth centuries. A rhyme printed in 1639 gives us a satirical version: You know that Munday is Sundayes brother; Tuesday is such another; Wednesday you must go to Church and pray; Thursday is half-holiday; On Friday it is too late to begin to spin; The Saturday is half-holiday again.” from Time, Work-Discipline and Industrial Capitalism by E.P.Thompson

solik

Solik üzerine yazmamak olmaz, çünkü bu örneği az bulunur anılar sovyet tarihini anlamak için esi bulunmaz bir kapı açıyor. Bize anti-komünist hezeyanlardan ve kuru sovyet propagandasından uzak müthiş canlı sosyalizm tanıklıkları anlatıyor. Solik’in gözünden, daha 16 yaşında kendini savaşın ortasında Rusya’da bulan, bu uyanık, zeki, dürüst ve sosyalizme inanan gözlemcinin gözünden Sovyetlere bakıyoruz. Solik kendini önce sibirya’da sürgünde (bir buçuk polonya’lı ile birlikte), sonra kızıl orduda (politik komiser yardımcısı olarak), ve sonra da gulag’da buluyor (cok para harcadığı için alman ajanı olmakla suçlanıyor). işin sonunda inancını yitirmese de, sosyalizmin o kadar da kolay iş olmadığını anlıyor. Cok sey var solik’in anlattığı; mesela, sovyet yöneticilerinin nasıl da ekoonmiden anlamadıklarını, daha o zamandan planlı ekonominin yanında nasıl da kocaman ve herkesin gözü önünde bir karaborsa ekonomisinin yükseldiğini, yirmi yıllık sosyalist ekono...