Ana içeriğe atla

in quest of "so what?"

türkçe’de “so what”’ın karşılığı nedir ey ahali, biri bana deyiverse?
ama uzun uzun anlatmak yok. aynı derecede kısa ve etkili. ben bilmiyorum.
neden mi soruyorum? dünyanın bu en anlamlı sorusunu türkçede sormuyor olduğumuzu, sorunca da ingilizce sorduğumuzu, farketmek benim için küçük çaplı bi şok oldu.
"so what?" NEDEN ÖNEMLİDİR?
1. 5n1k’nın bir adım ilersindedir.
2. bi şey demek isteyen kişiyi sıkıştırır, ileri ittirir, kafa açabilir.
3. kişi ve kurumların saçmalamasının önüne geçer.
4. boş lakırdı ile zaman zaman vakit kaybetmemizin önüne geçebilir.
5. “ee kardeşim ne olmuş yani, bu dediğin seni hangi cehenneme götürüyor” diyemeyen toplumlardan bi cacık olmaz, sittin sene üçüncü dünya ülkesi olarak kalır, kalkınma/gelişme/modernizm eleştirisi yapar, erken yaşlanıp erken çürürler.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Berlin'de Yeni ve Eski Dalga

Berlin’de bir hayalet dolaşıyor: Türkiyeli yeni diaspora. Sevdikleri biçimde söylersek New Wave-Yeni Dalga’cılar. Bir de eskisi var elbette. Daha doğrusu, New Wave kendine yeni derken, kendinden öncekilere de eski demiş oluyor. Yeni diaspora Almanya’ya "ben senin bildiğin Türklerden değilim” diyor. Yeni Dalga eğitimli, genç ve hırslı. Eski Dalga da gençti, ancak Türkiye’nin köylerinden gelen genç köylülerdi. Bir zamandan başka bir zamana geldiler. Kimse umursamadı ama zamanı sırtlarında taşıdılar. Eski Dalganın sırtında kocaman bir kambur var, dışarıdan bakan sadece kamburu görüyor. İçerden görünen ise, Sivas, Çorum ve Varto. Yeni Dalga, aksine, zaman değil, mekan değiştirdi. Türkiye’nin millenial kuşağı Berlin’de aynı zamanı yaşadıklarını düşündükleri çocuklarla komşu oldular. Biraz daha geriye gidersek Yeni Dalga Erdoğan’ın Türkiye’sini önce beğenmedi, sonra şöyle bir silkeledi (Gezi’de), sonra da siyasetin doğuda pek kibar bir şekilde yapılmadığını farkederek, Türk...

zaman disiplini

Bakiniz salinin sallanmasi, carsambanin carsafa dolanmasi evrensel bi olaymis: "This general irregularity must be placed within the irregular cycle of the working week (and indeed of the working year) which provoked so much lament from moralists and mercantilists in the seventeenth centuries. A rhyme printed in 1639 gives us a satirical version: You know that Munday is Sundayes brother; Tuesday is such another; Wednesday you must go to Church and pray; Thursday is half-holiday; On Friday it is too late to begin to spin; The Saturday is half-holiday again.” from Time, Work-Discipline and Industrial Capitalism by E.P.Thompson

Barnes'ın domuzu

Barnes, Flaubert'in Papağanı (ya da tarihçiliğin eleştirisi): Geçmişi nasıl ele geçiriyoruz? Bunu başarabiliyor muyuz hiç? Ben tıp öğrencisiyken, bir yıl sonu balosunda bazı muzip kişiler salona her yanı yağlar içinde bir domuz yavrusu salmışlardı. Yavru domuz salondakilerin bacakları arasından geçiyor, kendini bir türlü yaklatmıyor ve ciyak ciyak da bağırıyordu. İnsanlar onu yakalayacağım diye yerlere atılıp durdular ve bu arada da kendilerini gülünç duruma düşürdüler. Geçmiş, çoğu kez bu domuz yavrusu gibi davranıyor sanki.