Ana içeriğe atla

gecikmiş bir 1 mayıs notu


malum circle’larda söylenen çok bilinmedik bir şarkının bir yerinde der ki, “yepyeni bir güneş doğar bizde ve ülkelerde”…
yüklemin geniş zamanda çekilmesi mühimdir, çünkü geniş zaman adından da belli ki, en geniş zamandır. olmuştur, olmaktadır ve olacaktır. üstelik sadece misakı milli sınırları içinde değil, dünyasaldır, e malum başka dünya olmadığı ve varsa da bilmediğimiz için, evrenseldir. hatta arsızca söylersek, uhrevidir, zamanı ve mekanı talidir.
buna inanmazsak bizden bi bok olmaz. çünkü insan eninde sonunda bir gece ayışığına bakarken uydurduğu meta-narrative’lere inanan bi hayvandır. inanma özelliğimizi yitirirsek, sadece hayvanlığımız kalır ki, bunun hayvanlar aleminin hanesine bir artı olarak yazılacağı çok şüphelidir.
sorun şu: bu, “bir gün mutlaka” anlamına gelmemelidir. ileriye dönük böyle bir çarpıtmanın kimseye faydası olmamıştır. yaşadığımız şu güzel günlerin hunharca katledilmesine izin veremeyiz.
güneş en güzel geniş zamanda doğar…
abimiz, kardeşimiz, ciğerimiz büyük şairin de katılabileceği gibi, en güzel güneş daha doğmamıştır. ama bu bir gün doğacağı anlamına da gelmez.
mühim olan, kapının açık bırakılmasıdır. çünkü o kapının ardında, “kapıları çalan benim” diyen bir kız çocuğu vardır. ve biz o kız çocuğunun, isminin gülistan olması ihtimal dahilindedir, öyle sokakta kalmasını istemeyiz.
nice bayramlara efendim…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Berlin'de Yeni ve Eski Dalga

Berlin’de bir hayalet dolaşıyor: Türkiyeli yeni diaspora. Sevdikleri biçimde söylersek New Wave-Yeni Dalga’cılar. Bir de eskisi var elbette. Daha doğrusu, New Wave kendine yeni derken, kendinden öncekilere de eski demiş oluyor. Yeni diaspora Almanya’ya "ben senin bildiğin Türklerden değilim” diyor. Yeni Dalga eğitimli, genç ve hırslı. Eski Dalga da gençti, ancak Türkiye’nin köylerinden gelen genç köylülerdi. Bir zamandan başka bir zamana geldiler. Kimse umursamadı ama zamanı sırtlarında taşıdılar. Eski Dalganın sırtında kocaman bir kambur var, dışarıdan bakan sadece kamburu görüyor. İçerden görünen ise, Sivas, Çorum ve Varto. Yeni Dalga, aksine, zaman değil, mekan değiştirdi. Türkiye’nin millenial kuşağı Berlin’de aynı zamanı yaşadıklarını düşündükleri çocuklarla komşu oldular. Biraz daha geriye gidersek Yeni Dalga Erdoğan’ın Türkiye’sini önce beğenmedi, sonra şöyle bir silkeledi (Gezi’de), sonra da siyasetin doğuda pek kibar bir şekilde yapılmadığını farkederek, Türk...

Barnes'ın domuzu

Barnes, Flaubert'in Papağanı (ya da tarihçiliğin eleştirisi): Geçmişi nasıl ele geçiriyoruz? Bunu başarabiliyor muyuz hiç? Ben tıp öğrencisiyken, bir yıl sonu balosunda bazı muzip kişiler salona her yanı yağlar içinde bir domuz yavrusu salmışlardı. Yavru domuz salondakilerin bacakları arasından geçiyor, kendini bir türlü yaklatmıyor ve ciyak ciyak da bağırıyordu. İnsanlar onu yakalayacağım diye yerlere atılıp durdular ve bu arada da kendilerini gülünç duruma düşürdüler. Geçmiş, çoğu kez bu domuz yavrusu gibi davranıyor sanki.

Portreler: Sırrı Süreyya Önder

Sırrı Süreyya Önder Meclis kürsüsünden hafif yana kaykılmış kabadayı duruşuyla, bir kısım tüccar ve eski bürokrata verdiği kısa sosyoloji dersini ‘bunları bir değerlendirin’ diye bitirdiğinde zaman sanki bir an duruverdi. O an kendimizi son iki yüzyıla damga vurmuş bütün sosyal kargaşaların bir özetini izlerken bulduk: Tarihi haklılığına inancından başka kaybedecek bir şeyi olmayan devrimcinin egemen sınıfı küçümseyişi, vakarı ve haklı gururu. Yine meclis konuşmalarının satır aralarına sıkıştırdığı ‘mesele sınıfsaldır’ lafı tarih meleğinin bize göz kırpışı mı, ölülerimize gönderilen bir selam mı? Hiç tanımadığımız ama çok özlediğimiz uzak akrabamız: Onu çok bekledik. Marksist teori ile halk deyişlerini ve de Saidi Nursi’nin kıssalarını aynı potada eritebilen, ve ancak bunu yaparken hile yapıyor gibi görünmeyen. Sırrı hiç okula gitmedi. Neşesini, parıltısını ve anlayış derinliğini koruyabilmesi bundan.