Ana içeriğe atla

tkp'nin açılımı: siyasetin sefaleti

tkp’nin 30 ağustos bildirisini okur okumaz birşey yazsaydım biraz sert olabilirdi. Sindirmek zor oldu.
daha once kemalizmin cenaze namazı kılınıyor, yalçın küçük de tabutu taşıyor, ne acaip, diye yazmıştım. Demek küçük yalnız değilmiş, yanında başkaları da varmış.
Uzun boylu cumhutiyet analizlerine gerek yok. bu “cumhuriyete sahip çıkma” açılımının arkasında basit bir neden var: TKP’nin bunun dışında bir şey yapacak ne enerjisi ne de fikri var siyasetle ilgili. Bir süre patinaj yaptılar, 3-4 senedir de geriye gidiyorlar. Üstelik kemalist olmadığı halde, kemalistlere kur yapacak kadar sefil bir siyasi açılım peşindeler.
Çok basit, cumhuriyete sahip çıkacaksanız bile böyle olmaz, böyle yapmayın. isminde komünist olan bir partinin “başkomutana selam” yollaması kulağa garip gelmiyor mu?
Daha iyimser bir yorum tabi şu olabilir: aydınlanmacılığın ve pozitivizmin tkp kadrolarının bir bölümü tarafından fazla ciddiye alınması. bu da efektif olarak bir sosyalisti kemalizme epey bir yaklaştırır.
tkp’yi ulusalcılıkla suçlamıyorum, tkp’yi tembellik yapmakla, sol siyaset üzerine düşünmemekle, bunun için kafa yormak yerine saçma sapan temelsiz bir aydınlanmacılığın peşine takılmakla, kemalistlere kur yapmayı devrimci siyaset sanmakla suçluyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Berlin'de Yeni ve Eski Dalga

Berlin’de bir hayalet dolaşıyor: Türkiyeli yeni diaspora. Sevdikleri biçimde söylersek New Wave-Yeni Dalga’cılar. Bir de eskisi var elbette. Daha doğrusu, New Wave kendine yeni derken, kendinden öncekilere de eski demiş oluyor. Yeni diaspora Almanya’ya "ben senin bildiğin Türklerden değilim” diyor. Yeni Dalga eğitimli, genç ve hırslı. Eski Dalga da gençti, ancak Türkiye’nin köylerinden gelen genç köylülerdi. Bir zamandan başka bir zamana geldiler. Kimse umursamadı ama zamanı sırtlarında taşıdılar. Eski Dalganın sırtında kocaman bir kambur var, dışarıdan bakan sadece kamburu görüyor. İçerden görünen ise, Sivas, Çorum ve Varto. Yeni Dalga, aksine, zaman değil, mekan değiştirdi. Türkiye’nin millenial kuşağı Berlin’de aynı zamanı yaşadıklarını düşündükleri çocuklarla komşu oldular. Biraz daha geriye gidersek Yeni Dalga Erdoğan’ın Türkiye’sini önce beğenmedi, sonra şöyle bir silkeledi (Gezi’de), sonra da siyasetin doğuda pek kibar bir şekilde yapılmadığını farkederek, Türk...

Barnes'ın domuzu

Barnes, Flaubert'in Papağanı (ya da tarihçiliğin eleştirisi): Geçmişi nasıl ele geçiriyoruz? Bunu başarabiliyor muyuz hiç? Ben tıp öğrencisiyken, bir yıl sonu balosunda bazı muzip kişiler salona her yanı yağlar içinde bir domuz yavrusu salmışlardı. Yavru domuz salondakilerin bacakları arasından geçiyor, kendini bir türlü yaklatmıyor ve ciyak ciyak da bağırıyordu. İnsanlar onu yakalayacağım diye yerlere atılıp durdular ve bu arada da kendilerini gülünç duruma düşürdüler. Geçmiş, çoğu kez bu domuz yavrusu gibi davranıyor sanki.

Portreler: Sırrı Süreyya Önder

Sırrı Süreyya Önder Meclis kürsüsünden hafif yana kaykılmış kabadayı duruşuyla, bir kısım tüccar ve eski bürokrata verdiği kısa sosyoloji dersini ‘bunları bir değerlendirin’ diye bitirdiğinde zaman sanki bir an duruverdi. O an kendimizi son iki yüzyıla damga vurmuş bütün sosyal kargaşaların bir özetini izlerken bulduk: Tarihi haklılığına inancından başka kaybedecek bir şeyi olmayan devrimcinin egemen sınıfı küçümseyişi, vakarı ve haklı gururu. Yine meclis konuşmalarının satır aralarına sıkıştırdığı ‘mesele sınıfsaldır’ lafı tarih meleğinin bize göz kırpışı mı, ölülerimize gönderilen bir selam mı? Hiç tanımadığımız ama çok özlediğimiz uzak akrabamız: Onu çok bekledik. Marksist teori ile halk deyişlerini ve de Saidi Nursi’nin kıssalarını aynı potada eritebilen, ve ancak bunu yaparken hile yapıyor gibi görünmeyen. Sırrı hiç okula gitmedi. Neşesini, parıltısını ve anlayış derinliğini koruyabilmesi bundan.