Ana içeriğe atla

çocukken

Biz çocuktuk, televizyonda aydın güven gürkan konuşuyordu, ya da ercan karakaş ya da hikmet çetin ya da fikri sağlar, ne farkeder, o eski shpliler hep aynı değil miydi zaten? gür bıyıklı, aydınlık bakışlı, güleç yüzlü. güzel insanlardı sanki. çocuktuk ve bize öyle gelmişti. özalın hacıağa kılıklı, kırmızı yanaklı, göbekli, üç kağıtçi tipli bakanlarına (hasan celal güzel mi yoksa?) kıyasla shp’liler mahallenin akıllı uslu geleceği parlak çocuklarıydı sanki.
çocukken bağdat’ı canlı yayında bombalıyorlardı biz kahvaltı ederken. özal o zamanlar pek sevilmiyordu. inönü vardı sonra ama ne olduğunu anlamamıştık, boyu uzundu ve garip şakalar yapıyordu.
Biz cocuktuk ve sonra pazarları akşam sokakta top oynamaktan gelirdik, ama eve ödev yapmak için değil. bizimkiler izlenecek, sonra spor stüdyosu, sonra banyo ve ödevler yapıldı mı telaşıyla yatak. annemiz şimdiki anneler gibi değildi, ödevlerini yaptın mı diye sormazlardı? çocukken biz, odevini yapan yapardı, adam olacak çocuk olurdu, zorla güzellik olmazdı.
biz çocuktuk hava karanlıktı, istanbulun havası kirliydi, bazılarımız bronşit oldular soğuk havalarda ve sokaklarda köpekler vardı. antenleri düzeltmek kolay değildi, birisinin çatıya çıkması zorunluydu, ve sonra birisinin de “oldu, olmadı” diye çatıya bağırması. hava rüzgarlıydı hep, ve okulun hademesi arada ana kuzularının kıçına tekme atmaktan geri kalmazdı.
biz çocuktuk evlerde gizli gizli kürtçe şarkılar dinleniyordu, televizyonda berlin duvarını yıkıyorlardı ve babalarımız özelleştirmeleri savunuyordu. o zaman onlar hala gür bıyıklıydı.
biz çocuktuk o zamanlar ve etrafımıza bakıyorduk.
Çok baktık etrafımıza, belki haddinden fazla…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Berlin'de Yeni ve Eski Dalga

Berlin’de bir hayalet dolaşıyor: Türkiyeli yeni diaspora. Sevdikleri biçimde söylersek New Wave-Yeni Dalga’cılar. Bir de eskisi var elbette. Daha doğrusu, New Wave kendine yeni derken, kendinden öncekilere de eski demiş oluyor. Yeni diaspora Almanya’ya "ben senin bildiğin Türklerden değilim” diyor. Yeni Dalga eğitimli, genç ve hırslı. Eski Dalga da gençti, ancak Türkiye’nin köylerinden gelen genç köylülerdi. Bir zamandan başka bir zamana geldiler. Kimse umursamadı ama zamanı sırtlarında taşıdılar. Eski Dalganın sırtında kocaman bir kambur var, dışarıdan bakan sadece kamburu görüyor. İçerden görünen ise, Sivas, Çorum ve Varto. Yeni Dalga, aksine, zaman değil, mekan değiştirdi. Türkiye’nin millenial kuşağı Berlin’de aynı zamanı yaşadıklarını düşündükleri çocuklarla komşu oldular. Biraz daha geriye gidersek Yeni Dalga Erdoğan’ın Türkiye’sini önce beğenmedi, sonra şöyle bir silkeledi (Gezi’de), sonra da siyasetin doğuda pek kibar bir şekilde yapılmadığını farkederek, Türk...

Barnes'ın domuzu

Barnes, Flaubert'in Papağanı (ya da tarihçiliğin eleştirisi): Geçmişi nasıl ele geçiriyoruz? Bunu başarabiliyor muyuz hiç? Ben tıp öğrencisiyken, bir yıl sonu balosunda bazı muzip kişiler salona her yanı yağlar içinde bir domuz yavrusu salmışlardı. Yavru domuz salondakilerin bacakları arasından geçiyor, kendini bir türlü yaklatmıyor ve ciyak ciyak da bağırıyordu. İnsanlar onu yakalayacağım diye yerlere atılıp durdular ve bu arada da kendilerini gülünç duruma düşürdüler. Geçmiş, çoğu kez bu domuz yavrusu gibi davranıyor sanki.

Portreler: Sırrı Süreyya Önder

Sırrı Süreyya Önder Meclis kürsüsünden hafif yana kaykılmış kabadayı duruşuyla, bir kısım tüccar ve eski bürokrata verdiği kısa sosyoloji dersini ‘bunları bir değerlendirin’ diye bitirdiğinde zaman sanki bir an duruverdi. O an kendimizi son iki yüzyıla damga vurmuş bütün sosyal kargaşaların bir özetini izlerken bulduk: Tarihi haklılığına inancından başka kaybedecek bir şeyi olmayan devrimcinin egemen sınıfı küçümseyişi, vakarı ve haklı gururu. Yine meclis konuşmalarının satır aralarına sıkıştırdığı ‘mesele sınıfsaldır’ lafı tarih meleğinin bize göz kırpışı mı, ölülerimize gönderilen bir selam mı? Hiç tanımadığımız ama çok özlediğimiz uzak akrabamız: Onu çok bekledik. Marksist teori ile halk deyişlerini ve de Saidi Nursi’nin kıssalarını aynı potada eritebilen, ve ancak bunu yaparken hile yapıyor gibi görünmeyen. Sırrı hiç okula gitmedi. Neşesini, parıltısını ve anlayış derinliğini koruyabilmesi bundan.