Ana içeriğe atla

ankara dersleri

1. keşke hayatta herşey, erkek güzeli sefil bilo’daki gibi olsa: dost kim düşman kim bir gecede anlayabilsek, maho ağaları vurabilsek, sonra mahpusa giderken küçüklerin gözlerinden öpebilsek.

2. tez yazmak sadece zihinsel değil, aynı zamanda fiziksel de bi uğraştır. devleti alinin veri tekeli kurumunda kıytırık bir soru için ikinci katla beşinci kat arasında defalarca gidip gelmem, ve sonunda “sekadadır sekada” umarsız cevabını cebime koymamın bana öğrettiği budur. yoruldum.

3. bi önceki dersle bağlantılı olarak: tez alanı ve konusu belirlenirken ilk elde akla gelmeyen yaş ve her türlü olası ya da aktüel sağlık sorunu da hesaba katılmalı. e ille de ben istatistik yapıcam derseniz, o zaman en azından sabah data hunting için evden çıkmadan sıkı bi kahvaltı yapın, portakal suyu için, yanınıza enerji içeceği filan alın. allah/talih/yücek gök/whatever yardımcınız olsun

4. biraz daha az arrogant ders: “sekadadır sekada” tepkisi istatistik dediğimiz nanenin ne olduğu hakkında biraz contemplation davet edebilir. bunu diyen yavuz bey, o kadar rakamı toplamanın anlamsızlığını biraz geç de olsa farketmiş nihilist bir amca, foucault’cu bir anti-kahraman, ya da bitirmek üzere olduğu cinayet romanı üzerine kafa yormayı benimle tozlu raflara girmeye haklı olarak tercih eden bir hayalci olabilir.

5. ana ders: weber okumadan ankaraya gidip ulaştırma bakanlığında iki gün geçirin. sıkı ve eleştirel bi paper yazabilirsiniz.

bürokrasinin gölgesi üzerinizde olsun…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Berlin'de Yeni ve Eski Dalga

Berlin’de bir hayalet dolaşıyor: Türkiyeli yeni diaspora. Sevdikleri biçimde söylersek New Wave-Yeni Dalga’cılar. Bir de eskisi var elbette. Daha doğrusu, New Wave kendine yeni derken, kendinden öncekilere de eski demiş oluyor. Yeni diaspora Almanya’ya "ben senin bildiğin Türklerden değilim” diyor. Yeni Dalga eğitimli, genç ve hırslı. Eski Dalga da gençti, ancak Türkiye’nin köylerinden gelen genç köylülerdi. Bir zamandan başka bir zamana geldiler. Kimse umursamadı ama zamanı sırtlarında taşıdılar. Eski Dalganın sırtında kocaman bir kambur var, dışarıdan bakan sadece kamburu görüyor. İçerden görünen ise, Sivas, Çorum ve Varto. Yeni Dalga, aksine, zaman değil, mekan değiştirdi. Türkiye’nin millenial kuşağı Berlin’de aynı zamanı yaşadıklarını düşündükleri çocuklarla komşu oldular. Biraz daha geriye gidersek Yeni Dalga Erdoğan’ın Türkiye’sini önce beğenmedi, sonra şöyle bir silkeledi (Gezi’de), sonra da siyasetin doğuda pek kibar bir şekilde yapılmadığını farkederek, Türk...

zaman disiplini

Bakiniz salinin sallanmasi, carsambanin carsafa dolanmasi evrensel bi olaymis: "This general irregularity must be placed within the irregular cycle of the working week (and indeed of the working year) which provoked so much lament from moralists and mercantilists in the seventeenth centuries. A rhyme printed in 1639 gives us a satirical version: You know that Munday is Sundayes brother; Tuesday is such another; Wednesday you must go to Church and pray; Thursday is half-holiday; On Friday it is too late to begin to spin; The Saturday is half-holiday again.” from Time, Work-Discipline and Industrial Capitalism by E.P.Thompson

Barnes'ın domuzu

Barnes, Flaubert'in Papağanı (ya da tarihçiliğin eleştirisi): Geçmişi nasıl ele geçiriyoruz? Bunu başarabiliyor muyuz hiç? Ben tıp öğrencisiyken, bir yıl sonu balosunda bazı muzip kişiler salona her yanı yağlar içinde bir domuz yavrusu salmışlardı. Yavru domuz salondakilerin bacakları arasından geçiyor, kendini bir türlü yaklatmıyor ve ciyak ciyak da bağırıyordu. İnsanlar onu yakalayacağım diye yerlere atılıp durdular ve bu arada da kendilerini gülünç duruma düşürdüler. Geçmiş, çoğu kez bu domuz yavrusu gibi davranıyor sanki.