Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Culhaoglu'na yanit: Klavuzu karga olanin

Metin Culhaoglu Sol’da bugun son yazdigim tkp notlarinin uzerine neredeyse cevap gibi bi yazi yazmis. Soyle yorumlayabilirim: - Culhaoglu tkp’nin Mumtaz Soysal’idir. Bugunun kosullarinda Mumtaz Soysal’dan daha anlamli oldugunu kimse iddia edemez. - Baykal’in chp ile ilgili soyledikleri ile Culhaoglu’nun tkp uzerine yazdiklari temelde ayni sey: Muhafazakar, siyaseten arkaik ve tepkici. - Tkp kendi Kilicdaroglu’sunu bulabilecek mi? Meselenin ozu budur. - Culhaoglu iyi bir yazar ama kotu bir siyasetcidir. Hayatini “dogruda durma” refleksi uzerine kurmus birinden zihin acici acilim beklemek bos bi cabadir. - Son 10 senede hicbir siyasi basarisi olmayan bir partinin herseyden once kendini koruma refleksi koymasi gerileticidir, gericidir. - Bugun ve her zaman radikal bir sosyalizm yorumu ile guncel/gercekci/somut acilimlari/ilerlemeleri birlestirmek mumkundur. Bunun icin gereken biraz gercekcilik/devrimcilik/elindeki ile yetinmeme ve hayat...

tkp uzerine: "Olmayinca olmuyor" demek de bir erdemdir

- tkp 500 bin oy alsaydi sevinirdim, ama tkp 60 bin oy aldi gene sevindim! en tehlikelisi tkp’nin 100 bin almasi ve bunun da basari diye yutturulmasi olurdu. - Sevindim, cunku ben TKP’yi, bu vurgumu bazilari hafif bazilari gereksiz fazla bulacak ama, hala onemsiyorum. olay sudur: bence TKP’nin 2002 secimlerinden bu yana yapmadigi siyasi elestiriyi ve sorgulamayi artik yapmasi gerekiyor. Bu tur bi dis soka ihtiyaci vardi ve geldi. Lutfen artik silkinsinler ve nerde hata yaptik diye sorgulasilar. Ama kalkip, “siyasetimizi halka goturemedik, temas ve iletisim sorunumuz var, orgut soyle/boyle, ama turkiye daha kotuye gidiyo, gorevlerimiz agirlasiyor” demesinler. biraz ozelestiri, ac bucuk ya! - akil vermek gibi olmasin ve kimse alinmasin ama bence ise surdan baslamali: TKP secim siyaseti ile genel siyasetini birbirinden ayirmali. Secim eninde sonunda cok ozel, kendi dinamikleri olan bir olaydir. egri oturalim dogru konusalim tkp gibi radikal bir partinin reel p...

neyse ki bitti

a dostlar, bi secim daha ustumuzden gecti. aklimizda kalanlar: twitter secim gecesine renk katti, roj tv den sandik sandik bilgilendik. ama bi de isin diger yani var ki, teknoloji sayesinde eskiden sabahlara kadar suren secim gecelerinden mahrumuz artik. lanet olasica iki saatte hersey bitti. neyse ki secim gene secim, kafamiz igfal edildi, ama fena da eglenmedik. Sonucta gene kaybettik. ne zaman kazanmistik ki? bence bu is parlamenterist yollarla olmaz, artik leninist, fokocu, blankici, sivil inisiyatif filan elde ne varsa baska yollar deneyelim. her turlu eglenceli ama insan arada “sarki dinlemek degil sarki soylemek istiyor”… alin size bi iki not: - Secimden once asagi yukari ne olacagi belliyken muthis heyecan vardi. Sonra asagi yukari olacagi tahmin edilen oldu, ama heyecan dinmedi. Enteresan degil mi? Pek cok kisi sanki dunyanin en acaip seyi olmus gibi davraniyor. Memleketim okumus yazmislarinin gerceklige gosterdigi bu direnc takdire sayan: Hala “nerde bu...

ne okudum?

bi suredir taze taze listesini bosladim. alin size bir iki not: - can kozanoglu- Acemi Egitimi: Yaratici otobiyografi yazimi bakimindan ornek teskil edecek nitelikte. “Her otobiyografi gecmisin biraz yeniden yazilmasidir” fikri en abartili haliyle burada icra edilmis. Okuyun, gulun, neselenin. Ama inanmayin. - oguzhan muftuoglu soylesisi -Bitmeyen Yolculuk: 70’leri ve biraz da 80’leri anlamak isteyenler icin bi must. Biliriz ki, solcular yazmayi sevmezler. Bu soylesi tadinda bi tarih kitabi olmus… Korkmayin duygusal degil, aglamayacaksiniz. Kapagini bir bira ile beraber acin. - emine usakligil - Benim Cumhuriyetim: Kitap olarak kotu, daginik vs.. Otobiyografi yazmanin uzerinde gezindigi bicak sirti cizgide durmuyo, bi o yana bi bu yana dusuyo. Aristokratik duyarliliklar biraz can sikici. Yani aile ici meselelere bazen fazla giriliyo, bana ne kardesim, denilebilir. ayrica benim nacizane arsiv yardimlarim degerlendirilmemis: Kirildim mi? Kesinlikle hayir. Cum...

eagleton

" Gittigim ilkokuldaki cocuklar bazen o kadar ac olurlardi ki, ogle yemekleri icin topraktan kazarak pancar cikartir, sonra da bunlari okuldaki siralarinin uzerine kusarlardi. Iclerinden bircogu evlerinde alkolizm ve fiziksel vahsetle tanismis olurdu ve karanlik, korkunc cinsel bilgilere sahip olurlardi. Ben bu kabadayilarin arasinda, celimsiz ve yuzu sinirden mosmor kesilmis bir Oliver Twist gibiydim."

meyve tabagi

rafta bi elma gordum ve hemen yedim. ve sonunda anladim. cocukken salonda masanin ya da sehpanin uzerinde duran ici dolu meyve tabaginin zenginlikle iliskili oldugunu dusunmustum. zaten cocukluk tespit ya da gozlem yaptigimiz ama anlamaktan uzak oldugumuz ve bir de elma yemegi hic unutmadigimiz, bir donemdir. masanin uzerindeki meyve tabaginin aslinda meyve yemegi unutmama isteginden dogdugunu bu aksam anladim. gozumuzun onunde dursun ki sik sik yiyelim, neselenelim… iste benim cocuk oldugum yillar, sadece zenginlerin meyve yemeyi unuttugu yillardi. sonra ne mi oldu? postmodernizmle birlikte gozumuz meyveye doydu…

alyosa'nin siiri

gecenin bi vakti. alyosa masanin basinda oturmakta. onunde dagilmis vaziyette kitaplar, defterler. nurdan gurbilek var, eagleton var, tarik ali var, su va bu var. yaninda kulluk. ciddi bi surat ifadesi, elindeki not defterine bi seyler karaliyo. hayrola gene siir mi yaziyosun diyorum. (saka saka “gene” demedim:) hani surattaki ifadeye bakarsan minimum siir yaziyo, degilse yeni bi romanin baslangici. sonra her nasilsa odtu’lu alyosa’nin not defterini okuma gafletinde bulunuyo: "3/8 civata pires eleklerine civata okey takimi sucuk cay salca pul biber peynir deterjan kece iskambil karti” Iste bu alyosa’nin siirinin nasil meydana ciktigidir…