Ana içeriğe atla

ne okudum?

bi suredir taze taze listesini bosladim.
alin size bir iki not:

- can kozanoglu- Acemi Egitimi:
Yaratici otobiyografi yazimi bakimindan ornek teskil edecek nitelikte. “Her otobiyografi gecmisin biraz yeniden yazilmasidir” fikri en abartili haliyle burada icra edilmis. Okuyun, gulun, neselenin. Ama inanmayin.

- oguzhan muftuoglu soylesisi -Bitmeyen Yolculuk:
70’leri ve biraz da 80’leri anlamak isteyenler icin bi must. Biliriz ki, solcular yazmayi sevmezler. Bu soylesi tadinda bi tarih kitabi olmus… Korkmayin duygusal degil, aglamayacaksiniz. Kapagini bir bira ile beraber acin.

- emine usakligil - Benim Cumhuriyetim:
Kitap olarak kotu, daginik vs.. Otobiyografi yazmanin uzerinde gezindigi bicak sirti cizgide durmuyo, bi o yana bi bu yana dusuyo. Aristokratik duyarliliklar biraz can sikici. Yani aile ici meselelere bazen fazla giriliyo, bana ne kardesim, denilebilir. ayrica benim nacizane arsiv yardimlarim degerlendirilmemis: Kirildim mi? Kesinlikle hayir. Cumhuriyet bir sosyal vakiadir, o yuzden okumak faydali. Kitabin ismi su da olabilirdi: “Cumhuriyetin dogusu, yukselisi ve dususu”.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Berlin'de Yeni ve Eski Dalga

Berlin’de bir hayalet dolaşıyor: Türkiyeli yeni diaspora. Sevdikleri biçimde söylersek New Wave-Yeni Dalga’cılar. Bir de eskisi var elbette. Daha doğrusu, New Wave kendine yeni derken, kendinden öncekilere de eski demiş oluyor. Yeni diaspora Almanya’ya "ben senin bildiğin Türklerden değilim” diyor. Yeni Dalga eğitimli, genç ve hırslı. Eski Dalga da gençti, ancak Türkiye’nin köylerinden gelen genç köylülerdi. Bir zamandan başka bir zamana geldiler. Kimse umursamadı ama zamanı sırtlarında taşıdılar. Eski Dalganın sırtında kocaman bir kambur var, dışarıdan bakan sadece kamburu görüyor. İçerden görünen ise, Sivas, Çorum ve Varto. Yeni Dalga, aksine, zaman değil, mekan değiştirdi. Türkiye’nin millenial kuşağı Berlin’de aynı zamanı yaşadıklarını düşündükleri çocuklarla komşu oldular. Biraz daha geriye gidersek Yeni Dalga Erdoğan’ın Türkiye’sini önce beğenmedi, sonra şöyle bir silkeledi (Gezi’de), sonra da siyasetin doğuda pek kibar bir şekilde yapılmadığını farkederek, Türk...

zaman disiplini

Bakiniz salinin sallanmasi, carsambanin carsafa dolanmasi evrensel bi olaymis: "This general irregularity must be placed within the irregular cycle of the working week (and indeed of the working year) which provoked so much lament from moralists and mercantilists in the seventeenth centuries. A rhyme printed in 1639 gives us a satirical version: You know that Munday is Sundayes brother; Tuesday is such another; Wednesday you must go to Church and pray; Thursday is half-holiday; On Friday it is too late to begin to spin; The Saturday is half-holiday again.” from Time, Work-Discipline and Industrial Capitalism by E.P.Thompson

solik

Solik üzerine yazmamak olmaz, çünkü bu örneği az bulunur anılar sovyet tarihini anlamak için esi bulunmaz bir kapı açıyor. Bize anti-komünist hezeyanlardan ve kuru sovyet propagandasından uzak müthiş canlı sosyalizm tanıklıkları anlatıyor. Solik’in gözünden, daha 16 yaşında kendini savaşın ortasında Rusya’da bulan, bu uyanık, zeki, dürüst ve sosyalizme inanan gözlemcinin gözünden Sovyetlere bakıyoruz. Solik kendini önce sibirya’da sürgünde (bir buçuk polonya’lı ile birlikte), sonra kızıl orduda (politik komiser yardımcısı olarak), ve sonra da gulag’da buluyor (cok para harcadığı için alman ajanı olmakla suçlanıyor). işin sonunda inancını yitirmese de, sosyalizmin o kadar da kolay iş olmadığını anlıyor. Cok sey var solik’in anlattığı; mesela, sovyet yöneticilerinin nasıl da ekoonmiden anlamadıklarını, daha o zamandan planlı ekonominin yanında nasıl da kocaman ve herkesin gözü önünde bir karaborsa ekonomisinin yükseldiğini, yirmi yıllık sosyalist ekono...