Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kurt acilimi

Acilim tam bir cikmaza suruklendi. herkes dis konjonkturun ne kadar uygun oldugunu anlatiyor, ama bakalim ic konjonktur o kadar uygun mu? akp firsati kullanmak istiyor ama turkiye o kadar bolundu ki, bunu yapacak hali kalmadi. belki baslangicta kurtlere birtakim haklar vererek bitireceklerini dusunduler ama is karmasiklasti. chp ya da mhp destegi olmadan akp`nin acilim sansi yok, dtp ile yalniz kalmayi kaldiramaz. bunun icin de chp-mhp destegi olmadan dtp otelenmek durumunda. diyarbakirdaki dtp operasyonlari bosa degildi. bu birinci secenek, ama sonuc gostermelik bir 2005 esintisinin otesine gecemeyecek. ikinci secenek chp-mhp destegiyle kurtlerle masaya oturmak. en azindan chp destegi elzem. ancak bu da ciddi hicbir noktaya dokunmamayi gerektiriyor. anayasa degismeyecek ve af cikmayacak. peki o zaman neyin acilimi olacak bu? ucuncu olasilik ise gene chp ya da mhp destegiyle, dtp ile konusmadan reformlar yapmak. dtp`yi muhatap almadan onlarin da taleplerini de kismen icerecek sekilde d...

İran vs. Türkiye

İran’la Türkiye’nin (ve belki başka pek çok ülkenin) ortak noktası şu: Eğitimli, kentli ve iyi gelirli kesimlerin nüfusun gelir kalanı ile mesafesi çok açıldı. Türkiye’de kemalistler ve İran’da reformcular…. Bir orta sınıf krizi yaşıyoruz. Ancak bu tüm toplumun krizine, bir temsiliyet krizine dönüşüyor. Orta sınıfların geleneksel demokratik düzenlerde çok kritik misyonlar vardı, oysa ki. Temsiliyet krizi şu: Bu kesimler siyaset alanında gitgide daha az temsil ediliyor ve kendi temsilcilerini üretemiyorlar. Onyıllardır siyasetin dışında olmanın/kalmanın bedeli. Üstelik gitgide radikalleşiyorlar. Bunun sonu ne olacak? Çoğunluk egemenliğine dayanan plebyen bir faşizm mi, yoksa yoksulları ötekileştiren bir meritokrasi mi? Genel oy hakkı ve merkezi ulus devlet temelindeki birliktelik fikri tartışmaya açılacak mı? Bu basitçe zengin sınıfların re-kompozisyonu ve eski imtiyazlıların imtiyazlarını kaybetmesi değil. Elbette böyle boyutları da var, ama daha ötesi: Ulu...

Abdüllatif Şener

Şarapla ilgili çok şey biliyor ama tadına bakmamış. Siyaseti de çok iyi bildiği kesin. 20 yıldır reel politikanın göbeğinde, çok fazla fikri var. Ama bakalım siyaset yapabilecek mi? Boyunun kısa olması bir avantaj. 80’lerde Bolu’da Maliye’de hocalık yaparken solculardan çok şey öğrendi. Ve sanırım biraz etkilendi de. Siyasette ilkelere önem veriyor oluşu burdan geliyor olabilir. Sağın içinde düşüncelere dayanan siyaset yapmaya çalışıyor: Müslüman mahallesindeki salyangozcu hikayesi mi? Bekaroğlu’na benzetilebilir. İkisi de kendi mahallellerinin delisi olmaya oynuyor. AKP’den kopuşu artık rantiyecilik olarak yorumlanıyor. Ben emin değilim, hassasiyetleri var sanki. Parlak değil, ama ekonomi ile ilgili farklı şeyler söylemeye çalışıyor. Akademik esintiler güçlü. Düşünceler ortaya atıyor, ama kime sesleniyor belli değil? Akademisyenlere mi, milliyetçilere mi, yoksa teknokrat yönetim talep eden kentli elitlere mi? Ergenekondan sonra, o da uzlaşmadan bahsetmeye...

Özal

Malum kör öldü badem gözlü oldu. Cemal Süreya’yı hatırlamanın zamanıdır: "Turgut Özal Petrolü olmayan ülkenin Yamani’sidir; onun sakalsızı, gözlüksüzü, soylu sayılmayanı, biraz da Yahudi. Yahudi bakışlı müslüman. Biraz da İngiliz Keynes’i okumuş, belli. Bunu herkes bilsin diye, her gün sokakları kazdırıyor. Ama hep aynı sokakları. Asıl işi inandırmak. Neye mi? Bizdeki erozyonun başka ülkelerin topraklarında alüvyona dönüşmesinin iyi bir şey olduğuna.” 1987

patates ya da kartol: "Demoralizing esculent"

Biz patates diyoruz, Avrupa dilelerinin pek çoğunda da benzer kelimeler var, İspanolca’daki “patata”dan geliyor. Patatesin doğduğu yerde, Latin Amerika’da genelde “pata” ile başlayan kelimeler var, her bir türü için farklı tabi… Ancak slav dillerinde genelde “kartul” deniyor, wikipedia İtalyanca’dan geldiğini iddia ediyor. Kürtçe’de de “kartol” denmesi beni şaşırttı. Nitekim slav dilleri ile pek alakası yoktur Kürtçe’nin. Ninem bana bazen “poz kartol” derdi (patates burunlu), burnumun ucunun biraz toparlak olmasına binaen:) Patates sadece patates değil gerçekten!! Dünyanın en çok üretilen dördüncü yiyeceği. İlk üçü: Buğday, pirinç ve mısır… Latin Amerika’dan geldi, ama sanayi devrimi ve dolayısıyla modern dünya varlığını ona borçlu, çünkü bu kadar bol, ucuz ve aynı zamanda besleyici bir bitki olmamıştı. Nüfus artışı, bu nüfusun beslenmesi, insanların topraklarından atılıp sanayi i...

Biz kimiz?

Malum kemalistler, biz kaç kişiyiz, diye soruyorlar. Haklılar da, ne oldukları belli, sadece sayılarını merak ediyorlar. Peki sosyalistlere ne demeli? Onların ne oldukları belli mi? Bir açıdan evet, yüzlerce yıllık geleneğin temsilcileri olarak var bir sürü nitelikleri. Belki haddinden fazla… Peki sosyalistlerin somut, açık, herkesin anlayabileceğ, anlamasa da olumlu ya da olumsuz bağ kurabileceği bir kimliği var mı? Sanırım yok. O yüzden de, biz kimiz, diye sorma vakti… Express bir süre önce, Hrantın cenazesindeki kalabalığın fotoğrafına, biz nerdeyiz, sorusunu iliştirmişti. O da anlamlı bir soruydu. İki sene kadar once Ignacio Ramonet Fidel’le uzun bir röportaj yaptı ve bu yayımlandı. Röportajın en ilginç yanı Fidelin, bu yaşlı adamın, biz kimiz, sorusu üzerine son derece yenilikçi, cesur bir şekilde düşünmesiydi. Saplantıdan, sabit fikirlilikten, sekteryan takıntılardan eser yoktu… Hararetle tavsiye olunur…