Ana içeriğe atla

Kayıtlar

açık pozisyon

her ne kadar bitiremesem de, “taze taze” listesine eklediğim, “açık pozisyon” isimli kitabı tavsiye etmekten kendimi alamıyorum. kitap 1990’larda kimi bankaların hazine bölümlerinde çalışmış, giderek genişleyen finans piyasasının altından girmiş üstünden çıkmış birinin anı-değerlendirmelerini içeriyor. ancak bunu türkiye’de pek yaygın bir yazı türü olduğunu söyleyemeyiz. insanlar herhalde emekli olmadan ya da ondan sonra bile iş hayatları ile ilgili samimi düşüncelerini yazmak istemezler. yazar müstear isimlerle bu sorundan kurtulmuş. işin sosyolojisine merak duyanlar için hayli ilginç. yırtık/zeki/matematiği kuvvetli gençler, hırslı bankacılar, patronlar, patronların güvenilir adamları ve daha pek çokları. zekasını paraya çevirenler… elbette asıl kazananlar patronlar oluyor, ama elbette kırıntılarını da bu parlak gençlerle paylaşıyorlar. yazar kendi kuşaklarının ne 68’ kuşağı gibi “heyecanlı”, ne de sonraki kuşaklar gibi de ...

aysun kayacı haklı mı yoksa?

ya aysun kayacı için herşey söylenebilir de, malum oldu kıza galiba. benim oyumla, çobanın oyu aynı mı olacak yani, diye mızmızlandığında küçümsedik. ama hata yapmışız. ne kadar çok oysa böyle düşünenler. ben en parlak okullarda sosyal bilim okuyan iki arkadaşımdan benzer şeyler duyunca oturup düşündüm valla. biraz da korktum. yani kimse açıkça söylemiyor da, bi şekilde anlıyosunuz. yani kesin konuşmayayım ama böyle düşünen okumuşların sayısı memlekette geometrik olarak artacak gibime geliyor… ne olacak bu demokrasinin hali diye sorasım geliyor? bu millet bol geliyor, dar geliyor derken, sıkılıp atacak mı bu gömleği üzerinden? sadece soruyorum, ben liberalizm, modernizm kılıklı bu otokratik eğilimleri çok ciddiye alıyorum artık…

iki fotoğraf...

birincisi, çocukluğumuzun gür bıyıklı aslan sosyal-demokratlarından ercan karakaş’ın kös kös chp’ye dönmesi, her seçim sonrası, her chp mağlubiyetinde, kollarını sıvalı poz veren o eski shp’lilerin oynadığı farsın sonunu işaretliyordu. o da belli ki ümidini kesmiş, yaş kemale ermeden bi işin ucunu tutayım, dedi. diğeri, geçen gün tv’de gördüm, o anşı şanlı, son kırk yılın baba isimlerinden mümtaz soysal’ın şaşkın ve sesi titrek haliydi: askerler darbe yapmayı düşünebilir, ne var bunda, kötü birşey ama suç değil, diyordu. nerden nereye… yanında ise şimdinin liberal gevezelerinden, nihayet muktedirlerin gücünü arkasına almış biri bağıra çağıra konuşuyodu üstelik. eski mümtaz soysal olsa ona haddini bildirmez miydi? bi yalçın küçük kaldı bağıran çağıran. o da cenaze namazı kılınan kemalizmin tabutunu sırtında taşıyor gururla… küçük biraz zamanlama hatası yapmadı mı sizce de? bence herkes can dündar’ı can kulağıyla dinlemeli, ve mustafa’...