Ana içeriğe atla

Koestler ve Sevket Sureyya: "when one burns one's boats, what a very nice fire it makes"

Iki savas arasi donem nev-i sahsina munhasir bir donemdir. Bu donemde komunist hareketin icinde/ kiyisinda/kosesinde konumlanan aydin kusagi da donemin genel karakteristigine uygun olarak bunalimlidir, enteresandir.
Sanirim ki Koestler, Aydemir gibi insanlari simdi geriye dogru bakip donek, hain diye yaftalayanlar hep olacak, ama surasi kesin ki bu tipleri anlamadan, 1917 ve biraz oncesinde dogan asagi yukari da 1989’da bittigi kesinlesen, programatik temelleri Komunist enternasyonalde atilan, bir radikal sosyalizm cesidini de anlamak mumkun olmayacak. Asil topugu meselesi…
Her davanin inananlari, inanmayanlari ve inanip da sonra hayal kirikligina ugrayanlari sonra da abuk subuk isler yapanlari vardir. zannimca, hayat sadece muminler ve hainlerden ibaret olsaydi daha keyifli olmayacakti.
Koestler ve Aydemir sukut-u hayale ugrayanlardir.
Bu kimin sucudur? bence herkes biraz sucludur.
Bir kere idealisttirler. Genctirler. E dogal olarak heyecanlidirlar… Yeni bi dunya kurulmaktadir. Ikisi de komunizmde biraz kendi hayallerini gormuslerdir. Onlari komunizme nasil ulasilacagi degil de ozgurluk ideali cezbetmistir. Biri “su”yu aramaktadir, biri “arrow in the blue”nun pesindedir. Ozunde biri ulusal kurtulusu digeri ise sosyalizan bi liberalizmi ararlar. Ama iste, takdiri ilahi, donem oyle enteresandir ki, azgelismis ulke milliyetciliginin de demokratik kapitalizmin de yolu komunizmle kesismistir.
Ikisi de munevverdir, kalem adamlaridir. Parlak ve zekidirler. Aydemir 1920’lerin ortasinda Tkp mk’nin parlak ismidir, Koestler ise 1930’larin ortasinda egitimli, cok dilli biri olarak enternasyonalin Avrupadaki propaganda enstrumaninin islevsel parcalarindan biridir.
Ikisi de hayal kirikligina ugrarlar. Sureyya 27 tutuklamalarindan kemalizme heretik bir kemalist olmak uzere iltica eder. Ve/ama Kemalist idarenin nir parcasi olarak kalmaya devam eder. Digeri ise Ispanya Ic Savasindan sonra komunizmin ozgurlukcu idealine ihanet ettigini iddia ederek Ingiltere’ye sanirim kendine en uygun siyasi iklime iltica eder. Anti -komunizmin, Malraux, Silone gibilerle birlikte on saflarinda durur.
Ikisi de marksimle ilgili ayni dusunurler: Azi iyi fazlasi zarardir.
Ikisinin de ozelestirileri ictendir. Koestler daha ofkelidir, ama daha erken yasta yazmalari ile de ilgili olabilir. Koestler’in ofkesi sucun biraz da kendisinde oldugunu gormemesinden ve birazda kendini fazla onemsemesindendir.
Ikisi de kendi ayakkabilarini yakmis, cikan dumanin kokusundan buyulenmislerdir.
Cikan koku rahatsiz edici olabilir, ama kabul edelim ki bu gibi adamlar isin tuzu biberidir…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Berlin'de Yeni ve Eski Dalga

Berlin’de bir hayalet dolaşıyor: Türkiyeli yeni diaspora. Sevdikleri biçimde söylersek New Wave-Yeni Dalga’cılar. Bir de eskisi var elbette. Daha doğrusu, New Wave kendine yeni derken, kendinden öncekilere de eski demiş oluyor. Yeni diaspora Almanya’ya "ben senin bildiğin Türklerden değilim” diyor. Yeni Dalga eğitimli, genç ve hırslı. Eski Dalga da gençti, ancak Türkiye’nin köylerinden gelen genç köylülerdi. Bir zamandan başka bir zamana geldiler. Kimse umursamadı ama zamanı sırtlarında taşıdılar. Eski Dalganın sırtında kocaman bir kambur var, dışarıdan bakan sadece kamburu görüyor. İçerden görünen ise, Sivas, Çorum ve Varto. Yeni Dalga, aksine, zaman değil, mekan değiştirdi. Türkiye’nin millenial kuşağı Berlin’de aynı zamanı yaşadıklarını düşündükleri çocuklarla komşu oldular. Biraz daha geriye gidersek Yeni Dalga Erdoğan’ın Türkiye’sini önce beğenmedi, sonra şöyle bir silkeledi (Gezi’de), sonra da siyasetin doğuda pek kibar bir şekilde yapılmadığını farkederek, Türk...

zaman disiplini

Bakiniz salinin sallanmasi, carsambanin carsafa dolanmasi evrensel bi olaymis: "This general irregularity must be placed within the irregular cycle of the working week (and indeed of the working year) which provoked so much lament from moralists and mercantilists in the seventeenth centuries. A rhyme printed in 1639 gives us a satirical version: You know that Munday is Sundayes brother; Tuesday is such another; Wednesday you must go to Church and pray; Thursday is half-holiday; On Friday it is too late to begin to spin; The Saturday is half-holiday again.” from Time, Work-Discipline and Industrial Capitalism by E.P.Thompson

solik

Solik üzerine yazmamak olmaz, çünkü bu örneği az bulunur anılar sovyet tarihini anlamak için esi bulunmaz bir kapı açıyor. Bize anti-komünist hezeyanlardan ve kuru sovyet propagandasından uzak müthiş canlı sosyalizm tanıklıkları anlatıyor. Solik’in gözünden, daha 16 yaşında kendini savaşın ortasında Rusya’da bulan, bu uyanık, zeki, dürüst ve sosyalizme inanan gözlemcinin gözünden Sovyetlere bakıyoruz. Solik kendini önce sibirya’da sürgünde (bir buçuk polonya’lı ile birlikte), sonra kızıl orduda (politik komiser yardımcısı olarak), ve sonra da gulag’da buluyor (cok para harcadığı için alman ajanı olmakla suçlanıyor). işin sonunda inancını yitirmese de, sosyalizmin o kadar da kolay iş olmadığını anlıyor. Cok sey var solik’in anlattığı; mesela, sovyet yöneticilerinin nasıl da ekoonmiden anlamadıklarını, daha o zamandan planlı ekonominin yanında nasıl da kocaman ve herkesin gözü önünde bir karaborsa ekonomisinin yükseldiğini, yirmi yıllık sosyalist ekono...