Ana içeriğe atla

mahatma ve ikitelli basini uzerine not

mahatma`nin ulu muhalefet partisinin basina getirilisini ikinci 27 mayis hareketi olarak yorumlamistim. ama boyle tarihi anistirmalarin elbetteki en fazla memnun ettigi kimseler edebiyatcilardir. mevzunun icerigi ile ilgilenenler acisindan az anlam ifade eder ve genelde ise yaramazlar.
mevzu sudur ki mahatma`nin bi ikinci obama olma olasiligi azimsanmamalidir. partisinin cok onunde ama onu ileri cekemeyen ve kenara dusecek adam ya da cekiyosa da bizim bunu gozlemekte zorlandigimiz adam. hangisi olduguna daha karar veremedim ve netekim zaman degisimlerin hic bisey degismiyomus gibi yasandigi bi zaman. neticede o kadar herseyin bir gecede degismesini bekliyoruz ve herkes o kadar devrimci kesildi ki basimiza, lenin olsa sapkasini alir koyune doner, rusyada kapitalizmin gelismesinin ikinci cildini yazardi. ya da marx bu turk sivilizminden direkman komunizme gecip gecilemeyecegini tartismaya acabilirdi.
ama bakalim mahatma inonu (birinci) kadar inatci ve mustafa kadar ya da ona yakin usta politikaci olabilecek mi? bunlari olursa bence ecevit kadar sair olmasina hic gerek yoktur…
chp`de statukonun mahatmaya engel oldugu soyleniyor? bunu soyleyen kimdir, ayni statukonun baykalin gidisine izin vermeyecegini soyleyenler. e simdi neden inanalim bunlara? turk matbuati en cok bildigini iddia ettigi konulardan bi bok cakmayan, bilmedigi konulari ise bilme ihtimali zaten obviously negligible olan matbuattir. dogan gazetelerinde kose baslarini tutmus bu eski solculara yapilabilecek en buyuk iyilik onlari koselerinde paslanmaya birakmaktir. liberallerle saf tutmus eski dava arkadaslarinin hic degilse bi iktidar duyusu oldugu soylenebilir ( ne kadar erdemse bu tabi!!!)…
zaman hayatinda siyaset yapmamis adamlarin siyasetle ilgili ahkam kestigi, hayatinda solcu olmamislarin solculuk ogrettigi enteresan bi zaman.
bence hepsi analarini alsin gitsin, yeni bi dunya kurulsun…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Berlin'de Yeni ve Eski Dalga

Berlin’de bir hayalet dolaşıyor: Türkiyeli yeni diaspora. Sevdikleri biçimde söylersek New Wave-Yeni Dalga’cılar. Bir de eskisi var elbette. Daha doğrusu, New Wave kendine yeni derken, kendinden öncekilere de eski demiş oluyor. Yeni diaspora Almanya’ya "ben senin bildiğin Türklerden değilim” diyor. Yeni Dalga eğitimli, genç ve hırslı. Eski Dalga da gençti, ancak Türkiye’nin köylerinden gelen genç köylülerdi. Bir zamandan başka bir zamana geldiler. Kimse umursamadı ama zamanı sırtlarında taşıdılar. Eski Dalganın sırtında kocaman bir kambur var, dışarıdan bakan sadece kamburu görüyor. İçerden görünen ise, Sivas, Çorum ve Varto. Yeni Dalga, aksine, zaman değil, mekan değiştirdi. Türkiye’nin millenial kuşağı Berlin’de aynı zamanı yaşadıklarını düşündükleri çocuklarla komşu oldular. Biraz daha geriye gidersek Yeni Dalga Erdoğan’ın Türkiye’sini önce beğenmedi, sonra şöyle bir silkeledi (Gezi’de), sonra da siyasetin doğuda pek kibar bir şekilde yapılmadığını farkederek, Türk...

Barnes'ın domuzu

Barnes, Flaubert'in Papağanı (ya da tarihçiliğin eleştirisi): Geçmişi nasıl ele geçiriyoruz? Bunu başarabiliyor muyuz hiç? Ben tıp öğrencisiyken, bir yıl sonu balosunda bazı muzip kişiler salona her yanı yağlar içinde bir domuz yavrusu salmışlardı. Yavru domuz salondakilerin bacakları arasından geçiyor, kendini bir türlü yaklatmıyor ve ciyak ciyak da bağırıyordu. İnsanlar onu yakalayacağım diye yerlere atılıp durdular ve bu arada da kendilerini gülünç duruma düşürdüler. Geçmiş, çoğu kez bu domuz yavrusu gibi davranıyor sanki.

Portreler: Sırrı Süreyya Önder

Sırrı Süreyya Önder Meclis kürsüsünden hafif yana kaykılmış kabadayı duruşuyla, bir kısım tüccar ve eski bürokrata verdiği kısa sosyoloji dersini ‘bunları bir değerlendirin’ diye bitirdiğinde zaman sanki bir an duruverdi. O an kendimizi son iki yüzyıla damga vurmuş bütün sosyal kargaşaların bir özetini izlerken bulduk: Tarihi haklılığına inancından başka kaybedecek bir şeyi olmayan devrimcinin egemen sınıfı küçümseyişi, vakarı ve haklı gururu. Yine meclis konuşmalarının satır aralarına sıkıştırdığı ‘mesele sınıfsaldır’ lafı tarih meleğinin bize göz kırpışı mı, ölülerimize gönderilen bir selam mı? Hiç tanımadığımız ama çok özlediğimiz uzak akrabamız: Onu çok bekledik. Marksist teori ile halk deyişlerini ve de Saidi Nursi’nin kıssalarını aynı potada eritebilen, ve ancak bunu yaparken hile yapıyor gibi görünmeyen. Sırrı hiç okula gitmedi. Neşesini, parıltısını ve anlayış derinliğini koruyabilmesi bundan.