ey yolcu!!

ufak tefek şeyler
de olsa bu aşağıdakiler
bir güvercin yuvasına
bırakılmayı hakederler

20 Mayıs 2014 Salı

Hırsız, katil AKP: So what?

Başlangıçdergi’nin son değerlendirme yazısını okudunuz mu? Okumadıysanız linki burda, bence okuyun: “İki seçim ve bir yıldönümü: Ne yapmalı?”. Ctrl-f yapar ve sayarsanız kısacık metinde dokuz kere “birleşik” dendiğini görürsünüz. Buna altı adet de ortak kelimesini ekleyin, etti 15. Beş kere “popüler” demişler ve dokuz kere de farklı şekillerde “örgüt”lenmek bahsetmişler. Başını ve sonunu da okursanız belli ki, vurgu “birlikte ve ortak” bir mücadele ya da örgütlülük üzerinde.

Bu arada ÖDP malumunuz bir “birleşik muhalefet” çağrısı yapıyor bir süredir ve bunun için forumlar düzenliyor. Öte yandan Halkevleri 1 Mayıs’tan sonra şunu diyor: “Sonuç olarak; Tayyip Erdoğan’ın AKP’sinin hala en korktuğu gelecek, toplumsal muhalefetin sokakta bir siyasi güç olarak bütünleşmesidir.” (bkz “Korkmayın efendiler korkunun ecele faydası yok”)

Ve en son da HDP’ye gelelim. Kısa parti programında 15 kere ortaklıktan ya da birleşmekten bahsedilmiş.(HDP Parti programı) HDP zaten birleşmiş bir hareket, Kürt siyasi hareketiyle irili ufaklı kimi örgütlerin birleşmiş hali. En azından kağıt üzerinde. Ama hala en çok birleşik demokratik bir mücadele ihtiyacını öne çıkarıyor.

Kısaca ve üşenmeyip biraz son bir sene içinde yazılanlara da bakarsanız, solun şu ya da bu şekilde birbirine benzer pozisyonlarda duran gruplarının hepsi, Gezi sonrası toptan bir yenilenmeden, eski strateji ve perspektiflerinin artık çalışmadığından ve birleşik ve ortak bir mücadelenin gerekliliğinden bahsediyor.

Şimdi ortada henüz HDP dışında ciddi bir birleşme pratiği de olmadığına göre ortada üç şık var: a. Bu sadece bir retorik, aslında kimsenin bir araya gelmek gibi niyeti yok. b. Aslında var, ama herkes birleşmeyi başka türlü algılıyor. c. Aslında herkes hem samimi hem de aynı şekilde algılıyor, yani birleşelim derken birbirlerini kastediyorlar, ama kimse gerçekten buna inanmıyor.

Bence gerçek cevap c şıkkına yakın bir yerlerde. Sol en iyi bildiği şeyi tekrarlıyor: İnanmadığı şeyi söylemek.

Ama daha önemlisi arka planda başka bir sorun var: Sol ne istemediğini biliyor, ama aslında ne istediğini bilmiyor. Kısaca bir perspektifi yok. Her bir hücresi yeni bir fikre ve perspektife ihtiyaç duyduğunu bas bas bağıran bir ülkede solcular her şeyi bildiklerini zannettikleri için aslında bir perspektifleri olmadığının farkında değiller. Neye karşı olduklarını biliyor, hatta bunun için kelle koltukta her hafta Taksim’e çıkıyorlar, ama bir programları ve partileri olmadığı bilmiyorlar.

Aslında baslagıçdergi bunun biraz farkında, ortak talepler üretmekten ve ortak bir programdan bahsediyor. Bence sorun tam da bu ikincisi. Nasıl bir Türkiye istediğimizi ancak şıklardan yola çıkarak biliyoruz. Gezi oluyor oradan ekoloji mücadelesi aklımıza geliyor; sonra 17 Aralık patlıyor, yolsuzlukları hatırlıyoruz; Soma’daysa çalışma koşullarını ve vahşi kapitalizmi hatırlıyoruz. Bakın şimdi ateşkes var, Kürt hareketi dışında kimsenin Kürt meselesinden bahsettiği yok.

Şöyle diyelim: Sol durduğu yerde sürekli patinaj yapıyor. Aşırı politizasyon ile apolitizmi aynı anda yaşıyor. Çok duyarlı ancak anahtar kelimelerle düşünmekten ötesine geçemeyen bir sol bu. Soma mı? Neo-liberalizm, sömürü, düşük ücret, teşeronlaşma vs. Oysa bunu Soma’daki oyunu AKP’ye veren işçi herkesten daha fazla bilmiyor mu? Biliyor, ama başka bir olasılığı bilmediği, ve zaten öyle bir olasılık da olmadığı için bu anahtar kelimeler hiçbir ile yaramıyor.

Uzatmayayım. Sonucu en iyi Yiğit Özgür çizebilir. Kafasında huni, bir grup egosantrik adam ve kadın birbirlerini dinlemeden bağırıp duruyor ve hep birlikte delilikte birleşiyor.

Ve elbette bağırıyoruz: Hırsız, katil AKP! Ama soru şu, so what?

Hiç yorum yok: